Yazacaklarım, vereceğim rakamlar aslında bilinmeyen değil ama ısrarla göz ardı edilmek istenen gerçekler. Dünya kulübü olma iddiasındaki Fenerbahçe'yi, Türkiye Kupası ile sıfır çekilen CL sezonu arasına sıkıştırmaya çalışanlara bir nebze de olsa ilham vermesini istediğim gerçekler.
2000-2001 sezonuyla başlayan ve bu sezonla beraber onbir sezona ait beş branştaki derecelerimiz aşağıdaki tabloda. Biraz daha sabredip bu sezonki futbol ve erkek basketboldaki başarıyı bekleyebilirdim ama günlerdir medyadaki lünpenlere pazara kadar oyalanmaları için acele ettim. Tablo budur beyler, bayanlar;
11 sezonda 5 branşta kazanılmış 21 şampiyonluk, 11 ikincilik. Başka bir deyişle 11 yılda oynayabileceğin 55 finalin 32 sini oynamak. Bu durum son 5 sezona bakıldığında rakiplerin sinirini daha da bozacak cinsten. Oynayabileceğin 25 finalin 23'ünü oynamak. Bunlara Denizli ve Trabzon maçlarında kaybedilen şampiyonlukları, 2-0 dan 3-2'ye gelen ve Efes Pilsen'de patlak veren doping skandalıyla kaybedilen erkek basketbol şampiyonluğunu, rakibini yendiği halde yarım puanla kaybedilen erkek voleybol şampiyonluğunu da eklersek manzara Türkiye'nin dörtte üçünün hazımsızlığını çok net açıklıyor.
Bu 11 sezonda kazanılan şampiyonluk ve kupa sayıları ise dört büyükler(!) kavramıyla ters orantılı.
Bu sürede Fenerbahçe'nin kazandığı 21 şampiyonluk ve 40 kupa sayısına en çok yaklaşabilen Beşiktaş'ta durum 3 şampiyonluk ve 9 kupa. Galatasaray'da da durum farklı değil. 3 şampiyonluk 8 kupa. Dördüncü büyük iddiasındaki Trabzonspor'un ise bu sürede kazanabildiği bir şampiyonluk yok. Kazanılmış 4 tane kupası bulunuyor.
Spor kulübü iddiasındaki üç rakibimizin bu süre zarfında futbol dışında kazandığı şampiyonlukların toplamı sadece 1 (2004-2005 sezonu Kadın Basketbol lig şampiyonluğu- BJK).
Birilerinin neden sadece son 11 sezon yada neden bu 5 branş dediğini duyar gibiyim. Malumunuz üzere diğer branşları eklemem aradaki farkı kapatmayacağı gibi aksine atletizm, boks, yüzme, kürek gibi branşlardaki ezici üstünlüğümüz farkın açılmasından başka bir işe yaramayacaktır.
Tüm zamanlar göz önüne alındığında ise bu beş branştaki şampiyonluk sayılarının toplamı Fenerbahçe ve Galatasaray için 36, Beşiktaş için 17 ve Trabzonspor için 6.
Kulüp başarılarının sadece futbola endeksli olduğu ülkemizde, Fenerbahçe'nin amatör branşlardaki geldiği nokta her ne kadar göz ardı edilmeye çalışılsada, rekabeti onların istediği gibi sadece futbol üzerinden değerlendirdiğimizde de son 10 sezonun 4 ünde şampiyon olmuş, son haftada kaçan iki şampiyonluğun içinde olduğu 4 ikincilik almış bir takımı sadece Türkiye Kupasını alamadığı için başarısız göstermeye çalışan ahmaklar, hal böyle olunca 10 senedir mayıs ayının son pazarlarını ya rakip takımları tutarak yada ailecek pikniğe giderek geçirmek zorunda kalıyorlar. Tek tesellileri ise Fenerbahçe'nin son hafta şampiyonluğu kaçırma beklentisi oluyor.










Keskin sirke her zaman olduğu gibi en çok küpüne zarar verdi. Nihayetinde seyircinin taşkınlığı ve küfürleri federasyona para cezası yada saha kapatma olarak ödenebilir ama Ümit Özat tekrar Fenerbahçe seyircisinin gözünde eski değerini bulur mu orası muamma. Aslında dün akşam tribündeki ittifakı "Bursa - Ankaragücü dostluğu" olarak açıklamak çokta yeterli değil. İttifakın asıl adı "diğerleri" dir. Türkiye'de Fenerbahçe'ye Fenerbahçelilerden başka kimsenin sempati duymadığı hiç bu kadar aşikar olmamıştı. Dillendirilen şey "Bursaspor şampiyon olsun. Anadolu'dan şampiyon çıksın" olsa da söylenmek hatta haykırılmak istenen "Fenerbahçe şampiyon olmasın" dır. İşte bu ittifakı yıkan gollerden birinin mimarı Cristian yaptığı gol sevinciyle haftaya hatta sezona damga vurdu bence. Şampiyonluk şansları matematiksel olarak kalmadığı haftadan hemen sonra bu ligi şaibeli ilan edenler, Fenerbahçe'nin maç yaptığı takımların kalecilerini şikeci, yöneticilerini de satılmış ilan ettiler. Rakip takım kalecilerinin yediği kötü gollere takılanlar bu ligin en komik gollerini yiyen Volkan Demirel'in kalesini tam 10 maçtır gole kapatmış olmasını yok sayıyorlar. Fenerbahçe'nin lig yarışında yenemediği tek bir rakibi bile kalmamışken, son virajda Galatasaray'ı Sami Yen'de, Beşiktaş'ı Kadıköy'de yenmesi de birilerinin susmasına yetmedi. Şimdi bu ittifakın elinde son koz olarak oynanacak Trabzon maçı var. Bazı aklı evveller "Kupayı Trabzon aldı ligi Fenerbahçe alacak" diyerek engin bilgileriyle bizi aydınlattılar bile. Komplo teorisi üretme konusundaki sınır tanımamazlık son haftada ne tür senaryolar üretecek bekleyip göreceğiz. Kupa maçından sonraki
Bir takım şampiyonluğa giderken, 35 metreden vurduğu toplar gol oluyorsa, ligin en formsuz forveti bile gol atıyorsa, iki saatli bomba stoperine rağmen 10 haftadır gol yemiyorsa o şampiyonluğun önünde dağ olsa duramaz. Bu defa kaybedilecek şampiyonluksa ne Aziz Yıldırım bırakır ortalıkta ne de aklı başında taraftar...Allah korusun diyelim...Pazarı bekleyelim. 
Maç analizini çokta uzun tutacak keyif kalmadı tabiki. Ama "daha çok isteyen kazandı" demek yanlış olmayacak. Trabzonspor'a en çokta Şenol Güneş'e yakıştı bu zafer. Daha diri ve tek hedefi olan Trabzonspor, yıpranmış ve tam konsantre olamayan Fenerbahçe'yi oyun üstünlüğü ile yendi. İlk yarı bittiğinde kaleye çekilen 12/2 şut sayıları bu üstünlüğün en önemli göstergelerinden biriydi.
Ezeli rakipler Fenerbahçe'nin kaybetmesini Trabzonsporlular kadar kutlarken, Avrupa ligine daha erken başlamak zorunda kalacaklarının farkındalardır umarım.Bu mağlubiyet lig şampiyonluğunu nasıl etkiler? Bunu hafta sonu Ankara'da hep beraber göreceğiz. Ama iddiam şudur ki; dünkü kadrolar Kadıköy'de karşı karşıya gelse ve maçın adı "Türkiye Kupası Finali" olmasa Fenerbahçe maçı kazanırdı. Bu iddiamı sınayabilmek için bu hafta Ankaragücü'nü yenip Trabzonspor'u Kadıköy'e beklemekten başka çare yok. Bu arada Türkiye Kupasını alamama rekorunu her sene geliştiren Fenerbahçe'nin önünde 3 ciddi rakibi bulunuyor.


