Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2011 Cuma

2000'den Günümüze FENERBAHÇE

Yazacaklarım, vereceğim rakamlar aslında bilinmeyen değil ama ısrarla göz ardı edilmek istenen gerçekler. Dünya kulübü olma iddiasındaki Fenerbahçe'yi, Türkiye Kupası ile sıfır çekilen CL sezonu arasına sıkıştırmaya çalışanlara bir nebze de olsa ilham vermesini istediğim gerçekler.
2000-2001 sezonuyla başlayan ve bu sezonla beraber onbir sezona ait beş branştaki derecelerimiz aşağıdaki tabloda. Biraz daha sabredip bu sezonki futbol ve erkek basketboldaki başarıyı bekleyebilirdim ama günlerdir medyadaki lünpenlere pazara kadar oyalanmaları için acele ettim. Tablo budur beyler, bayanlar;

11 sezonda 5 branşta kazanılmış 21 şampiyonluk, 11 ikincilik. Başka bir deyişle 11 yılda oynayabileceğin 55 finalin 32 sini oynamak. Bu durum son 5 sezona bakıldığında rakiplerin sinirini daha da bozacak cinsten. Oynayabileceğin 25 finalin 23'ünü oynamak. Bunlara Denizli ve Trabzon maçlarında kaybedilen şampiyonlukları, 2-0 dan 3-2'ye gelen ve Efes Pilsen'de patlak veren doping skandalıyla kaybedilen erkek basketbol şampiyonluğunu, rakibini yendiği halde yarım puanla kaybedilen erkek voleybol şampiyonluğunu da eklersek manzara Türkiye'nin dörtte üçünün hazımsızlığını çok net açıklıyor.
Bu 11 sezonda kazanılan şampiyonluk ve kupa sayıları ise dört büyükler(!) kavramıyla ters orantılı.

Bu sürede Fenerbahçe'nin kazandığı 21 şampiyonluk ve 40 kupa sayısına en çok yaklaşabilen Beşiktaş'ta durum 3 şampiyonluk ve 9 kupa. Galatasaray'da da durum farklı değil. 3 şampiyonluk 8 kupa. Dördüncü büyük iddiasındaki Trabzonspor'un ise bu sürede kazanabildiği bir şampiyonluk yok. Kazanılmış 4 tane kupası bulunuyor.
Spor kulübü iddiasındaki üç rakibimizin bu süre zarfında futbol dışında kazandığı şampiyonlukların toplamı sadece 1 (2004-2005 sezonu Kadın Basketbol lig şampiyonluğu- BJK).
Birilerinin neden sadece son 11 sezon yada neden bu 5 branş dediğini duyar gibiyim. Malumunuz üzere diğer branşları eklemem aradaki farkı kapatmayacağı gibi aksine atletizm, boks, yüzme, kürek gibi branşlardaki ezici üstünlüğümüz farkın açılmasından başka bir işe yaramayacaktır.
Tüm zamanlar göz önüne alındığında ise bu beş branştaki şampiyonluk sayılarının toplamı Fenerbahçe ve Galatasaray için 36, Beşiktaş için 17 ve Trabzonspor için 6.
Kulüp başarılarının sadece futbola endeksli olduğu ülkemizde, Fenerbahçe'nin amatör branşlardaki geldiği nokta her ne kadar göz ardı edilmeye çalışılsada, rekabeti onların istediği gibi sadece futbol üzerinden değerlendirdiğimizde de son 10 sezonun 4 ünde şampiyon olmuş, son haftada kaçan iki şampiyonluğun içinde olduğu 4 ikincilik almış bir takımı sadece Türkiye Kupasını alamadığı için başarısız göstermeye çalışan ahmaklar, hal böyle olunca 10 senedir mayıs ayının son pazarlarını ya rakip takımları tutarak yada ailecek pikniğe giderek geçirmek zorunda kalıyorlar. Tek tesellileri ise Fenerbahçe'nin son hafta şampiyonluğu kaçırma beklentisi oluyor.

30 Aralık 2010 Perşembe

Çin Malı Klasik

Az sonra yazacaklarımın bir benzerini 16 Kasım 2009 tarihinde eski blogumda da yazmıştım. Dileyen buradan bakabilir. Basketbolda Fenerbahçe Ülker'i arada sırada yendikleri (evet yanlış okumadınız arada sırada yendikleri) her maçtan sonra "Potada Bir Aslan Klasiği" başlığını atmayı bir halt zannediyor Galatasaray Kulübü.
Geçen sezonun 5. haftasında 74-72 yendikleri maçtan sonra da aynı başlığı atmışlar, Cemal Nalga skandalından sonra maç federasyon tarafından 20-0 Fenerbahçe Ülker lehine tescil edilmişti.
Klasik kelimesinin anlamını on senedir Kadıköy'de öğretme çabalarımız demek ki boşunaymış. Klasik, rakibini 10 sene üst üste kendi evinde yenip, onbirinci sene berabere kaldığında rakibin üçlü çekerek sevinmesidir sevgili Galatasaraylılar. Yoksa son 5 sezonda oynadığın onbir maçın sadece üçünü kazanmış olman sana bu başlığı attırıyorsa bunun altında arayacağım tek şey "eziklik"ten başka birşey değildir.
Kimse yazdıklarımı yanlış anlamasın. Dünkü alınan galibiyeti Galatasaray sonuna kadar hak etti. Tebrikte ediyorum. Ama şu gevşekliği de yapmayın Allah aşkına. Kimi kandırıyorsunuz? Amatör şubelerdeki rekabette açık ara önde olan Fenerbahçe'yi, resmi sitenden böyle manşetlerle mi alt etmeye çalışıyorsunuz?
Son beş sezona ait (Federasyonunun resmi sitesinde son beş yılın verileri olduğu için) iki takım arasında oynanmış maçların skorları aşağıda. Bu beş yılda Fenerbahçe adına kazanılmış üç şampiyonluk, bir Cumhurbaşkanlığı kupası ve bir Türkiye kupası var. Klasikçiler sizde ne var?
2010-2011 Sezonu
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker : 67-56
2009-2010 Sezonu
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker :   0-20
Fenerbahçe Ülker-Galatasaray CC : 81-77
2008-2009 Sezonu
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker : 78-62
Fenerbahçe Ülker-Galatasaray CC : 89-62
2007-2008 Sezonu
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker : 88-77
Fenerbahçe Ülker-Galatasaray CC : 76-72
2006-2007 Sezonu
Fenerbahçe Ülker-Galatasaray CC : 75-64
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker : 57-91
Fenerbahçe Ülker-Galatsaray CC : 76-70 (Play-Off)
Galatasaray CC-Fenerbaçe Ülker : 64-69 (Play-Off)

* Galatasaray'ın kazandığı maçlar koyu renkle gösterilmiştir.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Fenerbahçe Altyapısı

A - 2 TAKIMI
Teknik Sorumlu : Hakan TECİMER
Antrenör : Zeki Murat GÖLE


18 YAŞ ALTI GENÇ TAKIM
Teknik Sorumlu : Bilal ŞAR
Antrenör : Tolga ŞANBAY

17 YAŞ ALTI GENÇ TAKIM
Teknik Sorumlu : Engin KABAŞ
Antrenör : Tolga ŞANBAY

16 YAŞ ALTI GENÇ TAKIM
Teknik Sorumlu : Semih ÖZÜ
Antrenör : Erhan ŞAHİN

15 YAŞ ALTI GENÇ TAKIM
Teknik Sorumlu : Tamer SİVRİKAYA

14 YAŞ ALTI GENÇ TAKIM
Teknik Sorumlu : Barbaros TANKAYA
Antrenör : Zeki GÜRBULAK

23 Aralık 2010 Perşembe

Armanın Gururusunuz

Önce Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde final oynadılar şimdi ise Dünya Kulüpler Şampiyonu oldular. Hem de tüm rakiplerini 3-0 yenerek. Bunun çeyreğini futbolda başardığımızda aylarca konuşmuştuk. Umarım aynı ilgiyi ve takdiri "Sarı Melekler" e de gösteririz. Çok yazıldı çizildi amatör branşlardaki başarılarımız. Görülen o ki doğru işler yapıldığında hedefin en büyüğüne ulaşılıyor. Darısı tabiki de futbol takımımızın ve diğer takımlarımızın başına. Yıllar sonra arşive bakıpta gururlanacağım bir post olacağı için futbol blogumda bu başarıyı atlayamazdım. Binlerce teşekkürler kızlar...

1 Aralık 2010 Çarşamba

Fenerbahçe Koleji

Futbolda klasikleşen bir tabirdir "takımda kolej havasını yakalamak". Bu sezonki Fenerbahçe için bu hava ne kadar yakalandı üzerine tartışılır. Ama yukarıdaki fotoğraf beni lise yıllarıma götürdü. Lisenin ana binasının merdivenlerinde çektirdiğimiz toplu fotoğraflar geldi aklıma. Çalışkan öğrencilerin ön sıralarda, haylaz ve tembel öğrencilerin arka sıralarda durduğu, bazılarının suratının önündeki "kayakafa" yüzünden görünmediği, yıllar sonra baktığında yüzlerce hatırayı anımsatan o fotoğraflara.
Yukarıdaki fotoğrafta herkes efendi gibi poz verirken Uğur okul müdürü rahatlığında eller cepte poz vermiş. Bilica'nın aklı fotoğraf çekilirken bile başka yerde. Stoch'un ceketi 3 sene giysin diye büyük alınmış gibi. Kazım neredeyse takımdan ayrı poz verecek. Okan okula erken yazdırılmış öğrenci tadında.
Neyse lafı çok uzatmayalım, yüzlerdeki bu gülümsemenin sezon sonunda da olmasını dileyerek vedalaşalım. Görüşmek üzere...

1 Kasım 2010 Pazartesi

Mabede Yolculuk Volume 3

İstanbul yolculuğumuz pazar sabahı 04.30 da Bergama'dan başladı.

Susurluktaki kahvaltıdan sonra yakıt ikmali (!) için moladayız :)

Akşam için güç toplamak lazım. Hemen yanımda ilk Fenerbahçe-Galatasaray maçına giden damat Cem.

Feribotta "Fatmagül'ün Suçu Ne?" dizi setine rastlıyoruz.
Emek Ege gelişimizi tüm spor severlere duyuruyor.

Bu defa da bizi Ardagül karşılıyor.

Telekom L blok 12. sıra 1. koltuktaki yerimizi aldık

Bahriyeli GFB'liler

Sarılmak için Fenerbahçe'li olmak yeterli. Peruklu arkadaş oradan geçiyordu.

Maçlar fani dostluk baki

Bu korkuyu hep yaşayacaksın. DEJAVU

Bir kez daha seni dünya gözüyle görmek güzel sevgili...
Not: Fotoğraflar için hakang'ye teşekkürler...

26 Ekim 2010 Salı

Derbinin Ardından

Onbir yıl sonra Kadıköy'de ilk defa puan verdi Fenerbahçe. Her iki cephede de maç öncesi tarihi fark olur beklentisi, Hagi'nin gelmesiyle makul bir sonuca, beraberliğe hatta sürpriz bir Galatasaray galibiyetine dönüşmüştü.

Maça beklentim doğrultusunda başlamıştı Fenerbahçe. Konyaspor maçından sonra yazdığım kadro aynen sahadaydı. Galatasaray'da en büyük değişiklik ilk onbirde oynayan Elano, Cana ve oynatılmayan İnsua'ydı. Her zamanki oyununu oynamak için sahada olan Fenerbahçe'nin karşısında önce yenilmemek için çıkmış bir Galatasaray vardı. Rijkaard'ın takımından en büyük farkı ise rakibi ısıran bir takım olmasıydı. Karşılaşmanın hemen başında göze çarpan orta sahadaki Galatasaray üstünlüğünü fark etmişti Aykut Kocaman. Kulübeden ısınmaya gönderdiği ilk oyuncu bu nedenle Cristian'dı. Ancak ne hikmetse 90 dakika boyunca ısındı ancak oyuna girmedi Brezilyalı. İkinci yarı Stoch'un sıfıra indiği iki pozisyonu saymazsak, solda Caner ve Stoch, sağda Gökhan ve Dia ne anlaşabildiler ne de etkili ataklara imza atabildiler. Neill'in futbol oyun kurallarını zorlayan markajı Niang'ı bundan önceki karşılaşmalardan daha etkisiz kıldı. Buna Alex'in vasatın altında futbolu da eklenince Fenerbahçelilere Yobo ve Volkan'ı alkışlamak kaldı 90 dakika boyunca. İkinci yarının hemen başında beklenen oyuncu değişikliği ancak 70.dakikada Alex-Semih değişikliği ile vücut buldu. Kanatlardaki etkisizliği Kazım'la çözme olasılığı da ancak Dia kasığından sakatlanınca Aykut Kocaman'ın aklına gelebildi. Bu kadro yapısı ve oyun anlayışıyla Galatasaray maksimumunu sahaya koyarken Fenerbahçe'de vasatı aşan oyuncu sayısı bir elin parmakları kadardı ancak. Böyle oluncada onbir sene sonra Galatasaray taraftarı bu stadta üçlü çektirme keyfini yaşadı. Ezeli rakibin sahasında yenilmemek elbetteki önemli. Buna bir de yıllardır süren mağlubiyetler de eklenince alınan bir puana verilen tepkileride normal karşılamak gerekiyor.

Derbileri kazanamamakla suçlanan Aykut Kocaman bana göre yine erken ve yersiz eleştiriliyor. Sezonun henüz başındaki takımın form durumu ortadayken deplasmanda alınan 3-2 lik Trabzon mağlubiyeti ve 90 dakikasını üstün oynadığın Beşiktaş derbisini 1-1 bitirmiş bir hocayı büyük maçları oynayamamakla suçlamak için erken. Yine de derbide oyuncu değişikliklerinde biraz daha radikal olmasını beklerdim Aykut hocanın.

Maç sonrası konuşulmayan hakem hataları, tribündeki küfürler, lazerler vs nin bana göre tek nedeni Galatasaray'ın Kadıköy'den istediğini almış olmasıydı. Medyada Fenerbahçe ağırlığı olduğunu savunanlara maç öncesi yaratılan kamuoyu ve maç sonrası yazılanlar en büyük cevaptır. Tabi anlamak isteyene.

Fenerbahçe kazanmayı ne kadar istedi, maça ne kadar iyi hazırlandı bu uzun uzun konuşulabilir ancak maç öncesi ve maç sırasında gözlenen Fenerbahçe taraftarının bu maça önceki yıllara göre daha az hazır oluşuydu. Ne görsel bir şölen (Dejavu çalışmasını saymıyorum ki bunu bundan sonraki Türkiye kupası maçlarında da tekrarlar mıyız bilmiyorum) ne de 90 dakika boyunca rakibi boğan bir destek vardı tribünlerde.

Kısacası karambole getirilmiş bir Galatasaray derbisini iki puan kaybederek kapattık. Bu sene ezeli rakibe verilecek en güzel cevap ise yeni stadlarında onları yenmek olacaktır. Bu nedenle sezonun ikinci yarısında ligteki sıralama ne olursa olsun tedirgin olan taraf Galatasaray olacaktır.

Günün Sözü: "Sabri, futbolculuk yaşantısında Kadıköy'de ne galibiyet, ne beraberlik gördü. Dolayısıyla bu sonuçtan sonra gidip taraftara 3'lü çektirmesi gayet normal" H.B.Kutlualp

19 Ekim 2010 Salı

Üç Puandan Daha Fazlası

Fenerbahçe'nin oynadığı her maç sonrası maç analizi yapmak gibi bir alışkanlığım yok. Ancak Konyaspor maçında oynanan oyun ve oyuncu performansları ile ilgili söylemek istediğim şeyler var. Fenerbahçe bu sezon ilk defa İstanbul dışında bir maçı kazandı. Kazanırken de ilk 11'de ilk defa Brezilyalıları yoktu. Son bölümde oyuna giren A.Santos dışında da oynayan Brezilyalı. Başkaları gibi, bir takımdaki Brezilyalı sayısı konusunda takıntıları olan biri değilim. Alex'in bu takımda mukavelesi olduğu sürece de oyun şeklinin ona göre yapılmasını savunanlardanım.
Volkan Demirel hatasız maçlarından birini çıkardı gün gece. Bir ara parmağında yaşadığı sorun derbi öncesi yürekleri ağza getirse de, oyuna devam etmesi ve performansı aynı şekilde yüreklere su serpti. Sol bekte oynayan Caner Fenerbahçe formasıyla en iyi maçını oynadı bana göre. Diri ve mücadeleci yapısı, az ama etkili ortaları, savunma yönündeki pozitif gelişimi A.Santos'un işini bir hayli zorlaştıracak. Bu takım Yobo'nun oynadığı sürelerde sadece 1 gol yedi şimdiye kadar. Çabukluğu ve sakinliği ile bu mevkinin ilk adamı olduğunu bir kez daha gösterdi. Maçtaki tek hatası kalemizde gol olsada 90 dakika boyunca yaptığı işler fazlasıyla iyiydi. Lugano alışageldiğimiz oyun anlayışında ancak agrasif tavırlarından uzaktı. Gökhan Gönül vasatın üzerine çıkamadı. Yenilen golün onun kanadından gelmiş olması da son dönemde yaşadığı az da olsa performans düşüklüğünün göstergesiydi. Maçın adamı hiç şüphesiz ilk defa önlibero mevkinde oynayan Mehmet Topuz'du. İki sezondur Emre'nin yanına aranan doğru isim sanırım Topuz. En azından mevcut kadro içinde. Mücadelesi, fizik gücü ve top tekniği ile oyunun iki yönünü de oynayabilecek donanıma sahip olan Topuz dün gece savunma yönünü kusursuz oynadı. Emre'nin yükünü azaltmasıyla Emre'de bir maçı 90 dakika oynamış oldu. Emre Fenerbahçe'ye geldiği günden beri sürekli üzerine koyarak oynuyor. Onun bu formu, geldiği günlerde ona sallayanlara tokat gibi cevap oluyor. Maç içerisinde attığı ters toplar bir anda rakibin dengesini bozuyor. Dia'nın ilk yarıdaki performansını görünce kendi kendime şu soruyu sordum.Hafta içi serum tedavisini gören bu Dia mı? Hücumdaki etkinliğini takım savunması ile birleştirdiği gün kusursuza yakın bir oyun çıkaracaktır. Uzun zamandır formsuz olan Stoch'un dün gece topla yaptıkları, topsuz oyundaki eksikliğini kapatsa da savunma yönünün zayıflığı hala bu takım için bir handikap. Son bölümlerde Alex'in pozisyonunda oynaması da takım için güzel bir alternatif. Attığı gol de klasının vücut bulmuş haliydi. Yüreğimiz ağzımızda izlediğimiz Niang'ın tutukluğu tamamen kendini riske etmek istememesinden kaynaklıydı. Aykut hocadan maça Niang yerine Kazım ile başlama cesaretini beklerdim doğrusu. Semih ile ilgili yazacaklarım onun hakkında bundan önce söylenmişlerin tekrarı olmaktan öteye geçmeyecek. Uzun süre sonra oynama şansı bulup bir gol bir asist yapması Semih'i biraz bilenleri asla şaşırtmıyor. Atılan dört gol, kazanılan üç puanın yanında dün gece Semih, Mehmet Topuz ve Caner Fenerbahçe için diğer kazançlar olmuştur. Yine son bölümlerde oyuna giren Gökay, Aykut hocanın altyapıdan gelenlere şans tanımaya devam edeceğinin habercisiydi. Maçın Fenerbahçe adına tek üzücü tarafı Özer'in maçın hemen başında sakatlanmasıydı. Lig TV'nin önce ayak tarak kemiği kırıldı diye duyurduğu sakatlığın bugün daha hafif olduğunu öğrenmek burukta olsa bir sevinç oldu bizim için. Galatasaray maçı öncesi gollü, kartsız ve minimum sakatlıkla atlatılmış bir maç olması tüm taraftarın dileklerinin kabul olması gibiydi. Maç sonunda Ziya Doğan'ın Aykut Kocaman'a sallama çabaları ise gündemi değiştirme çabalarından öteye gitmeyen talihsiz açıklamalardı.
Dün geceki performanslara ve sakatlık durumlarına bakıldığında Galatasaray derbisine çıkması muhtemel onbirin de şu şekilde olacağını düşünüyorum.
Volkan-Gökhan Gönül-Lugano-Yobo-Caner-Dia-Mehmet Topuz-Emre-Stoch-Alex-Niang
Derbi biletlerimiz ve maç organizasyonumuz hazır. Bunu da başka bir postta paylaşalım. Görüşmek dileğiyle.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Madalyonun Öbür Yüzü


Milli maçlar nedeniyle bu hafta lige ara verdik. Bu aradan yararlanarak bende Fenerbahçe ve Milli Takımlar ile ilgili daha önce yaptığım bir tesbiti sizlerle paylaşmak istiyorum.
Milli Takımlara 11 oyuncu gönderdiğimizi resmi site dün duyurdu. Kadro kalitesinin göstergelerindendir milli oyuncu sayısı ve 11 gerçekten iyi bir sayı. Niang, Dia, Yobo, StochAndre Santos ve Lugano ülkelerinin milli takımlarına;  Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Emre Belözoğlu, Semih Şentürk ve Özer Hurmacı da A Milli Takımımız aday kadrosuna çağrıldı. Selçuk Şahin ise yaşadığı sakatlık nedeniyle son anda kadrodan çıkartıldı. Milli Takıma çağrılan futbolcularımızdan Andre Santos, Özer ve Semih dışındakilerin ilk 11 deki yerleri de garanti görünüyor. Tüm bu gelişmeler Bir Fenerbahçe'liyi gururlandıracak cinsten. Ancak asıl bahsetmek istediğim konu bu değil.
Yakın zamanlarda Ümit (U21), U20, U19, U18, U17, U16 ve U15 Milli Takımlarımızın da aday kadroları açıklandı. Milli Takımlara oyuncu göndermede A Milli Takımlar seviyesinde yakaladığımız başarı diğer milli takım katagorilerinde nasıl bir bakalım.

      Abdulkadir Kayalı                               Özgür Çek
8 Ekim'de Fransa, 12 Ekim'de Belçika ile karşılaşacak Ümit Milli Takım (U21) aday kadrosunda malesef Fenerbahçe'den oyuncu yok. 1,5 yıllığına İstanbul BB' ye kiralanan Abdulkadir Kayalı'yı saymazsak. Özer Hurmacı'nın transferinde Ankaraspor'a satılan Özgür Çek Ümit Milli aday kadrosunda ancak şu an A2 takımında oynayan yada diğer altyapı takımlarındaki Fenerbahçelileri bu 20 kişilik kadroda göremiyoruz. Merak edenlere söyleyeyim kadroda Galatasaray'dan 5, Gençlerbirliği'nden 3, Kasımpaşa'dan 2 oyuncu var.

U20, Milli takımında durum Ümit Milliden farklı değil. 9-12 Ağustos'ta Ukrayna'daki tuırnuvaya katılan takımda yine Fenerbahçe'den oyuncu bulunmuyordu. Bursaspor 4, Galatasaray ve Gençlerbirliği 3, Beşiktaş ise 2 oyuncusunu göndermiş U20 Milli Takımına.

       Okan Alkan          Berkay Öztuvan       Gökay Iravul
U19 A Milli Takımdan sonra oyuncu gönderebildiğimiz ilk milli takım olarak görünüyor. Berkay Öztuvan, Gökay Iravul ve Okan Alkan 28 ve 30 Eylül'de Bolu'da Polonya ile oynanan maçın aday kadrosuna çağrılmış. Bu kadroda Fenerbahçe'den 3 oyuncu bulunurken, Beşiktaş 2, Bursa, Galatasaray ve Trabzonspor'dan 1'er oyuncu kadroya girebilmiş.

U18'deki durum da  U21 ve U20 den farklı değil. 23-29 Ağustos tarihlerinde Çek Cumhuriyet'inde düzenlenen Vaclav Jezek Turnuvası için çağrılan aday kadroda Galatasaray'dan 3, Gençlerbirliği'nden 2, Beşiktaş ve Bursaspor'dan 1'er oyuncu bulunurken Fenerbahçe'den oyuncu bulunmuyordu.

U17 Milli Takımımızın 22-27 Eylül tarihlerinde İzlanda'da oynadığı U17 Avrupa Şampiyonası Eleme Turu 7. Grup maçı aday kadrosunda Fenerbahçe'den Recep Niyaz ve Beykan Şimşek bulunuyordu. Hatta Beykan Şimşek'in Çek Cumhuriyeti maçında hat-trick yaptığını daha önce blogta yazmıştım. Kadroda Bucaspor ve Bursaspor'dan 3, Beşiktaş, Gençlerbirliği ve İstanbul BB'den de 2'şer oyuncu bulunuyordu.

    Beykan Şimşek         Kerem Çağatay        Recep Niyaz
U16 Milli Takımımızın 27 ve 29 Temmuz tarihlerinde Rusya ile deplasmanda oynadığı özel maçların aday kadrosunda Fenerbahçe'den Recep Niyaz ve Kerem Çağatay bulunuyordu. Fenerbahçe gibi Beşiktaş, Manisaspor ve Bucaspor da milli takıma 2'şer oyuncu göndermişti.

U15 Milli Takımıda Fenerbahçe'nin oyuncu gönderemediği bir diğer milli takımımız. Bizim oyuncu gönderemediğimiz takıma Bucaspor 5, Beşiktaş, Bursaspor ve Samsunspor 2'şer oyuncu göndermiş.

Uzun lafın kısasına gelelim şimdi. A milli takımımız dışında farklı yaş gruplarından oluşan 7 tane milli takımımız daha var. Ve Fenerbahçe altyapısı bu takımların 5 tanesine 1 tane oyuncu bile gönderemiyor. Yedi takıma gönderdiğimiz toplam oyuncu sayımız sadece 6. Oysa biraz dikkatli incelediğimizde Galatasaray, Bursaspor ve Gençlerbirliği altyapılarının tüm milli takımlara oyuncu gönderebildiğini fark ediyoruz. Bu sene Süper Lige çıkan Bucaspor'un daha alt milli takımlarda ( U15, U16 ve U17) gönderdiği oyuncu sayısındaki üstünlük Bucaspor'u nasıl bir geleceğin beklediğini gösterir nitelikte.
Okan Alkan, Mert Günok ve Gökay Iravul ile yeniden canlandırdığımız altyapıdan A takımda oyuncu oynatma hadisesi kimsenin gözünü boyamasın. Görünen tablo yıllardır altyapısına farklı ve büyük yatırımlar yapan Fenerbahçe'nin hala istenilen düzeyden çok uzakta olduğudur.

27 Ağustos 2010 Cuma

TEK BAŞINA

Dün gece avrupada dörtte dört bekleyenler üçün biri ile yetinmek zorunda kaldılar. Üç büyük(!) kulüp avrupa defterini erken dürerken Beşiktaş tek başına Avrupa Lig'inde yoluna devam ediyor...

Bugün Beşiktaş'ta olup biten herşeyi iki ay önce Demirören rüyasında görse hayra yormazdı sanırım. Ard arda yapılan yıldız transferlerle yakalanan sinerjiyi geçen haftaki İstanbul B.B yenilgisi bile bozabilmiş değil. Avrupa liginde gruplara kalınmasından öte "tutar mı tutmaz mı" diye endişe edilen yıldız transferlerin güzel futbollarını golle süslemeleri ezeli rakiplerini fazlasıyla tedirgin etmiş durumda. Basın Beşiktaş için gereğinden fazla süslü laflar etse de Schuster'in temkinli yaklaşımı tipik Alman disiplininin göstergesi aslında. O hala takımının oynadığı oyundan tam olarak memnun değil. Ancak zaman Beşiktaş'ın lehine işlemekte ve geçiş dönemini en az kayıpla atlatabilen tek büyük kulüp olmayı başardılar.

Fenerbahçe geçmiş sezonun son maçında yaşadığı travmanın üzerine transferde de hamlelerini geç yapınca ( ki hala yapılması gereken ve yapılmayan hamleler var) avrupa'da hüsran kaçınılmaz oldu. Kimse sezon başı, takım hazır değil geyiği de yapmasın. Elenilen PAOK daha sezonu açmadı bile. İyi niyetli düşünmeye çalışan bazı Fenerbahçelilerin avrupadan elenmenin lige olumlu yansıyacağı beklentisinde olmaları da ayrıca bir tezatlıktır. Bu camia avrupada başarılı değil diye Daum'u göndermedi mi? Hoş Avrupa'da en büyük başarıyı getiren Zico'da gönderildi bu kulüpten.

Galatasaraylılar iki sezondur Fenerbahçe'nin hallerine güle dursunlar şu an düştükleri durum Fenerbahçe'den kötüdür. Son iki sezonu 5. ve 3. bitirmiş, geçen sezon yapılan transferlerin tamamı fiyasko olan bir takımda bu sezon hiç bir radikal kararın alınmamasının bana göre tek sebebi Fenerbahçe'nin de gösterdiği kötü performanstır. Orta sahaya transfer ihtiyacı en çok olan iki kulüp Galatasaray ve Fenerbahçe iken Aurello'yu Beşiktaş'ın alması kara mizahtır. (Aurello zenci diye ırkçılık yapmıyorum :P) Fenerbahçe'nin Aurello ile ilgilenmemesini anlamak mümkünken Galatasaray'ın Marco dururken takım arkadaşı Emana ile ilgilenmesi de garibime giden bir durumdur. Neyse bu iki güzide kulüp transferde ilgilenmedikleri oyuncuları resmi sitelerinden birbirine duyurmaya devam etsinler. Nasılsa atı alan Üsküdar'ı çoktan geçti.

İki sezon sonra elendiği takımın adını bile hatırlayamayacak olan Galatasaray tur geldi diye sadece iki dakika sevinerek geçen sene iki dakika şampiyonluğa sevinen ezeli rakibinede nazire yapar gibiydi. Dün gecenin hakeminde eksik olan tek şey üzerine giymediği Galatasaray formasıydı 70. dakikada gösterdiği kırmızı karta sarı kart bile göstermek ağır bir karar olurdu. Ama bu kıyak bile Galatasaray'ın rakibi karşısında bir varlık göstermesine yetmedi...

İki yabancı hakkını sol bek Santos ve önlibero Christian için kullanan Fenerbahçe'ye bu isimleri kazandıran Aykut Kocaman şimdilerde ayağa hızlı pas yapabilen, topa ayağını sokan daha hızlı oynayan bir Fenerbahçe yaratmak adına yeni transferler beklemekte. Kıt futbol bilgimle bu takıma Bilica'dan daha iyi bir stoper alınması gerektiğini, Emre'den daha iyi bir önliberoya ihitiyaç olduğunu, kadroda bir çok ismin alternatifsiz olduğunu ben fark edebiliyorsam 250 milyon € bütçesi ve futboldan çok iyi anlayan(!) yönetici ve teknik adamlarıyla kılını kıpırdatmayan bir Fenerbahçe'yi biri bana izah etsin ben de kahrolmaktan vazgeçeyim...

Trabzonspor'u bu eleştirilerin içine pek karıştırmak istemiyorum.Ancak sezona fırtına gibi başladı denilen Trabzonspor dün gece bu Liverpool'u eleyemiyorsa bazılarının şapkayı önüne koyup düşünmemiz gerekiyor. Trabzonspor mu lige çok iyi başladı yoksa rakiplerin durumu mu içler acısı. İlk yarı 1-0 bittiğinde maçı beraber izlediğim arkadaşıma "şimdi bu Trabzon 85 de gol yer maç 1-1 biter" diyerek şom ağızlılık yapmış olsamda başımıza gelen olayı daha dramatik hale sokan Giray oldu. Öne geçtiğin ve en azından uzatmalara, oradan da penaltılara taşıyabileceğin bir maçı kendi kalene attığın golle kaybetmek koyar adama. Züğürt tesellisi elenilen takımın Liverpool olmasıdır. Oysa Fenerbahçe'nin ve Galatasaray'ın elendiği takımların 4. torbadan kuraya girecek olmaları nasıl bir halt ettiklerinin de farklı bir göstergesidir.
Bugün Beşiktaş'ın grup kuraları çekilecek. Dileğim Galatasaray'ın eleyemediği Karpaty ve Fenerbahçe'nin elenmekten kurtulamadığı PAOK ve Young Boys'tan birinin Beşiktaş'a rakip olması. Biraz hazır bir takımın bu takımları ne hale sokabileceğini Beşiktaş'ın göstermesini istiyorum.İlk torbadan Trabzonspor'u eleyen Liverpool'un gelmesi bence dün akşamki futboldan sonra Başiktaşlıları hiçte üzmez. Hem onlarla görülecek küçük bir 8-0 hesapları da yok değil...

20 Ağustos 2010 Cuma

Kadro Derinliğinde Boğulabilme İhtimali

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Selanik'e giderken kadronda hala Volkan Babacan ve Önder Turacı varsa transfer politikanda büyük bir zaafiyet olduğu açıktır. Sezona lig, kupa ve avrupada başarı hedefiyle başlayan bir takımın dün geceki maça başlarken ki yedek kadrosu Mert Günok, Önder, Okan Alkan, Gökay, Özer Hurmacı, Gökhan Ünal ve Niang olması kadro derinliği konusunda yeterince ipucu vermekte. Tamam Bilica, Bekir ve Stoch kart cezalısı, Emre ve Dia sakat. Onlar olsaydı böyle bir kadro ile sahaya çıkılmazdı diyebilirsiniz. Peki kim böyle bir tabloyla(sakatlar ve cezalılar) uzun lig ve kupa maratonunda karşılaşılmayacağının garantisini verebilir. (Uzun avrupa maratonu diye yazmaya elim gitmedi açıkcası.)
Bu takım hala Volkan Babacan'nın, Önder Turacı'nın eline bakıyor. Sol ve sağ beklerinin alternatifi yok. Hatta stoperlerinin de. Sakatlanmaya ve kart görmeye çok müsait Emre'ninde. O zaman soruyorum bir takım niçin transfer yapar?
Bu sezon transfer edilen 5 futbolcunun kapasite ve mevkilerine tek tek bakalım.
İlhan: Önder'den ümidini kesen, Bekir'den gerekli verimi alamayan yönetim, geçen sezonun sabıkalısı Bilica'nın bile yerini doldurmada soru işaretleri bırakan İlhan'la anlaştı. Sol ayaklı olması beklentileri karşılamaya yeterli değil bence. Bu takımın Lugano'dan daha iyi bir stopere ihtiyacı var. Eğer büyük düşünülüyorsa.
Caner: Geldiği günden beri çok fazla maç oynamadı. Oynadıklarında da vasata bile ulaşamadı. Sol bek olarak Santos'a yaklaşamaz bile. Sol açık olarak Uğur'u da Vederson'u da aratmakta. Sezonun büyük bölümünü kulübede geçirecek gibi görünüyor.
Dia: Savunma yönünün zayıf olduğunu kendisi itiraf etti. Sağ açıkta Kazım,Mehmet Topuz ve Özer'i bile oynatabilecekken Dia takımdaki asıl eksiklikleri doldurmaktan uzak bir transfer. Kumaşı kötü değil ama 6+2 nin 2 si olur.
Stoch: Vederson'un satılması, Uğur'un ciddi bir sakatlık geçirmesinden sonra sol kanata transfer yapılması şart olmuştu. Bu mevkiye savunma yönü biraz eksik olmakla beraber Stoch gibi bir ismin Chealsea'den transfer edilmesi kulüp adına önemli bir başarı. Yokluğu dün gece fazlasıyla hissedildi.
Niang: Yılan hikayesine dönen transferi şampiyonlar liginden elenmemize malolsa da iyi bir transfer olduğunun sinyallerini dün 45 dakikada verdi. Niang'tan hariç takımda 4 tane daha gol kralının (Semih, Alex, Gökhan Ünal ve Guiza) olması akıllara “Fenerbahçe'de asıl sorun golcü mü?” sorusunu getirmiyor değil.
Tur belki Kadıköy'de geçilebilir. Ancak gerçekçi olmak gerekirse bu kadro yapısıyla Fenerbahçe'nin büyük hedeflere ulaşması zor görünüyor. Daha transferin bitimine 10 gün var. Kadrodaki yabancı sayısı 9. Banko oynayabilecek düzeyde bir yabancı transferi yapılabilir. Bir stoper, bir önlibero ve sol tarafa savunma yönü kuvvetli bir oyuncu alınması gerekiyor bana göre. Ve bu mevkilerden ikisini yerli oyuncularla doldurma imkanın var sadece. Bu saatten sonra iyisi bulunur mu; Bence çok zor...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Ankara'nın taşı, gözlerimin yaşı

Ankara'nın taşına bak...
Gözlerimin yaşına bak...

Dün akşam maçtan geriye aklımda bu iki fotoğraf kalınca ortaya da bir Ankara deplasman klişesi çıkmış oldu. "Ankara'nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak." Ancak bu defa ağlayan Fenerbahçe olmadı. Lig yarışında hiç bir iddiası kalmamış bir takımın maça yedek kadro ile çıkmasını yada maça asılmamasını beklemiyorum ama iki hafta önceden başlatılan gerginliğin seyirciyi, oyuncuları ve en önemlisi Fenerbahçe için önemli bir isim olan Ümit Özat'ı bu hale sokabileceğini ummuyordum.Keskin sirke her zaman olduğu gibi en çok küpüne zarar verdi. Nihayetinde seyircinin taşkınlığı ve küfürleri federasyona para cezası yada saha kapatma olarak ödenebilir ama Ümit Özat tekrar Fenerbahçe seyircisinin gözünde eski değerini bulur mu orası muamma. Aslında dün akşam tribündeki ittifakı "Bursa - Ankaragücü dostluğu" olarak açıklamak çokta yeterli değil. İttifakın asıl adı "diğerleri" dir. Türkiye'de Fenerbahçe'ye Fenerbahçelilerden başka kimsenin sempati duymadığı hiç bu kadar aşikar olmamıştı. Dillendirilen şey "Bursaspor şampiyon olsun. Anadolu'dan şampiyon çıksın" olsa da söylenmek hatta haykırılmak istenen "Fenerbahçe şampiyon olmasın" dır. İşte bu ittifakı yıkan gollerden birinin mimarı Cristian yaptığı gol sevinciyle haftaya hatta sezona damga vurdu bence. Şampiyonluk şansları matematiksel olarak kalmadığı haftadan hemen sonra bu ligi şaibeli ilan edenler, Fenerbahçe'nin maç yaptığı takımların kalecilerini şikeci, yöneticilerini de satılmış ilan ettiler. Rakip takım kalecilerinin yediği kötü gollere takılanlar bu ligin en komik gollerini yiyen Volkan Demirel'in kalesini tam 10 maçtır gole kapatmış olmasını yok sayıyorlar. Fenerbahçe'nin lig yarışında yenemediği tek bir rakibi bile kalmamışken, son virajda Galatasaray'ı Sami Yen'de, Beşiktaş'ı Kadıköy'de yenmesi de birilerinin susmasına yetmedi. Şimdi bu ittifakın elinde son koz olarak oynanacak Trabzon maçı var. Bazı aklı evveller "Kupayı Trabzon aldı ligi Fenerbahçe alacak" diyerek engin bilgileriyle bizi aydınlattılar bile. Komplo teorisi üretme konusundaki sınır tanımamazlık son haftada ne tür senaryolar üretecek bekleyip göreceğiz. Kupa maçından sonraki iddiamı yazmıştım. Hala da arkasındayım. Başından bir Denizli faciası geçmiş, seyircisi önünde bambaşka oynayan ve şampiyonluktan başka hiç bir dayanağı olmayan Fenerbahçe bu maçı herkesin düşündüğünden daha kolay kazanacaktır daha doğrusu kazanmak zorundadır. Yine başka şeylere dalıp oynanan futboldan hiç bahsetmedik. Uzun bir analizdense söylemek istediğim şudur. Bir takım şampiyonluğa giderken, 35 metreden vurduğu toplar gol oluyorsa, ligin en formsuz forveti bile gol atıyorsa, iki saatli bomba stoperine rağmen 10 haftadır gol yemiyorsa o şampiyonluğun önünde dağ olsa duramaz. Bu defa kaybedilecek şampiyonluksa ne Aziz Yıldırım bırakır ortalıkta ne de aklı başında taraftar...Allah korusun diyelim...Pazarı bekleyelim.

6 Mayıs 2010 Perşembe

Kupanın Üzerine

Bu saatten sonra Fenerbahçelilerin yapması gerekeni Aziz Yıldırım yapmış. 28 senedir alınamayan kupanın üzerine bir soğuk su içmek gerekiyor. Kaybedilen dokuzuncu final oldu. Artık Fenerbahçeliler ezeli rakiplerinin "Kadıköy sendromu" nu daha iyi anlıyorlar hiç şüphesiz. İnternette kupa geyiklerinden de geçilmiyor. Fenerbahçe bu kupayı alana kadar da sürüp gidecek muhtemelen. Maç analizini çokta uzun tutacak keyif kalmadı tabiki. Ama "daha çok isteyen kazandı" demek yanlış olmayacak. Trabzonspor'a en çokta Şenol Güneş'e yakıştı bu zafer. Daha diri ve tek hedefi olan Trabzonspor, yıpranmış ve tam konsantre olamayan Fenerbahçe'yi oyun üstünlüğü ile yendi. İlk yarı bittiğinde kaleye çekilen 12/2 şut sayıları bu üstünlüğün en önemli göstergelerinden biriydi. Ezeli rakipler Fenerbahçe'nin kaybetmesini Trabzonsporlular kadar kutlarken, Avrupa ligine daha erken başlamak zorunda kalacaklarının farkındalardır umarım.Bu mağlubiyet lig şampiyonluğunu nasıl etkiler? Bunu hafta sonu Ankara'da hep beraber göreceğiz. Ama iddiam şudur ki; dünkü kadrolar Kadıköy'de karşı karşıya gelse ve maçın adı "Türkiye Kupası Finali" olmasa Fenerbahçe maçı kazanırdı. Bu iddiamı sınayabilmek için bu hafta Ankaragücü'nü yenip Trabzonspor'u Kadıköy'e beklemekten başka çare yok. Bu arada Türkiye Kupasını alamama rekorunu her sene geliştiren Fenerbahçe'nin önünde 3 ciddi rakibi bulunuyor.
Altay 30 senedir kupayı alamıyor.
Eskişehirspor 39 senedir kupayı alamıyor.
Göztepe 40 senedir kupayı alamıyor.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Fenerbahçe:1 Beşiktaş:0

Bu postta maçın teknik analizini yapmaya niyetliydim ama gün içerisinde internette dolaşan yazılardan sonra Türkiye'de işin futbol kısmını kimsenin de iplemediğini bir kez daha görünce boşa kürek çekmemeye karar verdim. Ve sonra fark ettim ki internette günlük tutmaya başladığımdan beri Fenerbahçe'nin oynadığı her derbi sonrası ben aynı şeyleri yazarken rakip takımın taraftarı olan blog yazarları yada okuyucular aynı ağlak tavırla "hakem" türküsünü söylüyor. Son 10 yılda Kadıköy'de rakibini yenememeyi hakem hatalarına bağlayan Galatasaray'lılardan sonra son 10 maçın 8 ini kaybeden Beşiktaş'ın da aynı yola başvurmaları şaşırtıcı değil elbette. Neden diyecek olursanız süt kardeşlerin aynı durumlara benzer tepkiler vermelerine de ilk defa şahit olmuyoruz. Maçtaki hakem hataları ile ilgili uzun analiz yapan Galatasaraylı arkadaşlar eminim maç berabere bitseydi ortalığı bu kadar da toz dumana katmayacaklardı. Bu lig yıllardır bundan daha vahim daha berbat maçlar ve hakemler gördü. Bilica'nın penaltı atışından önce yaptığını destekleyen bir tane fanatik Fenerbahçeli bile yok. Herkes ağız birliği etmişcesine bu adamın bu takıma yakışmadığını ve gönderilmesi gerektiğini söylüyor. Ancak yanına düşen su bardağından bunalıma giren, Türk filmlerinde dayak yiyen adamlardan daha kötü kendini yere atan Keita hakkında taraftarının böyle bir talebi olduğunu sanmıyorum. Onlar bu oyuncuyu o formaya yakıştırıyor demek ki. Lugano'nun pozisyonunda verilmeyen penaltı için söyleyecek iki cümlem var. Birincisi verilseydi çok fazlada itiraz eden olmayacaktı. İkinci ise topa kayarak gelen oyuncunun elini yere koyduktan sonra topun o yöne gelip eli ile temas etmesini engellemesi yani elini oradan çekmesi çok zordur. Vücudunun tüm ağırlığını o eliyle taşıdığı için. Ceza alanının en kör noktasında olması itibariyle de ne yardımcı ne de orta hakem pozisyonu çok net görememiştir. Maçın 88. ve 90+3. dakikalarında çıkan kırmızı kartların da maçın sonucuna tesir edecek bir yanı yoktu. Maç içerisinde Emre ve Bilica'nın atılmasını bekleyenler İbrahim Kaş ve Toraman'a karşı aynı düşüncedeler mi çok merak ediyorum. Sahadaki her didişmede olan Toraman'ın 90+3 de atılmış olması hakemin ona bir lütfudur. İşin futbol tarafını konuşmamaları daha doğrusu konuşamamaları maçı neredeyse yarım pozisyon ile tamamlamış olan Beşiktaş'tan kaynaklanıyor olmasın. Mutlak kazanmak zorunda olduğun maça 60 dakika defans yapıp sonra kontra bir golle galip gelirim taktiği ile çıkarsan Alex gibi bir adam senin hesaplarını 65. saniyede alt üst eder. Tello ve Bobo dışında kaleye gidebilen oyuncun yokken gol atma umudunu orta sahada kazandığın duran toplara bağlarsan 25 metreden yediğin gole ağlamayacaksın. Hala bu maçla ilgili tartışabilecek birşeyleriniz varsa yatıp kalkıp Güiza'ya dua edeceksiniz. Fenerbahçeli olmanın en büyük lüksü sanırım birini yendiğinizde her ikisinin de üzülüyor olması. Oysa ligin ikinci yarısında Galatasaray ve Beşiktaş'ın kendi aralarında oynadığı maçtaki hakem hatalarını daha önce burada yazmıştık. O zaman her iki kulüp de, medya da bunları tartışmak yerine Fenerbahçe-Bursaspor maçını konuşuyordu. Ama her zaman olduğu gibi işin içine Fenerbahçe girdiğinde kılıçlar daha bir bilenip öyle çıkılıyor meydana. Sonuç olarak ligin ilk 8 haftasını kayıpsız atlatan Fenerbahçe'den daha iyi bir Fenerbahçe son 6 haftadır gol yemiyor ve son 5 haftadır kazanıyor. Ve şampiyonluk umutları taze bir şekilde son 4 haftaya taşınıyor. Tüm dikkatlerin Galatasaray-Bursaspor maçına çevrileceği bu haftada asıl çekişme Yılmaz Vural ve Daum arasında yaşanacak. Bursa'nın olası puan kaybını anlamsızlaştıracak şey Yılmaz Vural'ın takımının Kadıköy'de yaptığını tekrarlaması olacaktır. Ancak Daum'un da Vural'a söyleyecek bir sözü var diye düşünüyorum.
-Muhteşem taraftar bu işin bir tek İnönü'de yapılmadığını dün akşam cümle aleme gösterdi.

Hangisi Bilica?

Sahada top yapma becerisi olmayan futbolcular için kullanılan bir benzetmedir "kazma" deyimi. Ancak dün akşam Türk futbol tarihi gerçek bir kazmayı Kadıköy'de izleme şansını buldu. Bilica'nın penaltı atışı öncesi yaptığı işgüzarlık bir anda maçın önüne geçmiş oldu. Yeteneği ve karakteri ile Fenerbahçe'nin oyuncusu olamayacağını penaltı öncesi ve sonrası yaptıklarıyla bir kez daha ispatlamış oldu. Sezon sonunda da muhtemelen gönderilecekler arasına adını yazdırdı. Bu olaya en çok sevinenler de yenilgilerine mazeret arayanlar oldu. Kazanmak için çıktıkları maçta ilk 11'de sadece tek bir hücumcu ile oynamalarını, penaltı pozisyonları dışında kayda değer bir tek pozisyona girememelerini, kalelerinde gördükleri %100 lük gol pozisyonlarını göz ardı edenler yenilgiyi Bilica'nın "kazma"lığına bağlayarak şerefli ikincilik lafları etmeye başladılar. Dün gece Kadıköy'deki mücadeleyi ,kazanma hırsını, muhteşem taraftarı, usta ayakları yok sayanları Allah çarpmasa Alex çarpar diyeceğim ama zaten çarptı. Derbi yazımı sonraya saklıyorum ve Dmrorn'e "öptüm kib bye" mesajımı iletiyorum.

15 Nisan 2010 Perşembe

Süper Lig Formaları #8

Fenerbahçe futbol takımının formalarını Adidas tasarlıyor.
Yedek Forma - Kaleci FormasıKaleci Formaları-2
İç Saha Formaları
Dış Saha Formaları