Uefa Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uefa Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2010 Cuma

Bizi Eleyenler Avrupa'da Ne Yapıyor?

Dün gece oynanan maçlarla UEFA Avrupa Ligi'nde gruplarda son viraja girildi. Sezon başında dört takımla başladığımız UEFA maceramız daha play-off maçlarında üç takımımızın elenmesiyle kabusa dönmüştü. Tek temsilcimiz Beşiktaş, dün gece CSKA Sofya'yı Sofya'da 2-1 yenerek bir maç kala gruptan çıkmayı garantiledi. Oynanan maçların özet görüntülerini izlerken canımızı yakan takımların durumlarını merak edip küçük bir araştırma yaptım. Takımlarımızı eleyenler gruplarda ne yaptı şöyle bir bakalım;
Liverpool: Kurada Trabzonspor ile eşleştiğinde isminden dolayı herkes hayal kırıklığına uğramıştı. İngiltere'deki ilk maçı 1-0 kaybedip Liverpool'un futbolunu da görünce tur için umutlanmıştık. Avni Aker'de maçın son dakikalarına 1-0 önce girmemize rağmen son dakikalarda yediğimiz iki golle maçı da turu da kaybetmiştik. Liverpool'da değişen bir şey yok. Ligteki kötü gidişi UEFA ligindede devam ediyor. K grubundan lider olarak çıkmayı garantilemiş olsada bu zayıf grupta 5 maçtan sadece 2 galibiyet çıkarmış olmaları ilerleyen turlarda işlerinin zor olduğunun göstergesi.
Young Boys: Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi hayalini sona erdiren "Genç Oğlanlar" bir sonraki ön elemede Tottenham'ı ilk maçta 3-2 yenmelerine rağmen İngiltere'de 4-0 yenilince UEFA Avrupa Ligi'nin yolunu tuttular. H grubunda son maçlar öncesi Stuttgart ile gruptan çıkmayı garantilediler. Kendi evlerinde hiç bir maçı kaybetmeyen Young Boys Stuttgart'ı da 4-2 yenmeyi başardılar.
PAOK: Fenerbahçe'ye Avrupa defterini kapattıran Yunan takımı D grubunda son maçlar öncesi ikinci sırada. Son maçını üçüncü sıradaki D.Zagreb ile deplasmanda yapacak olan PAOK' a gruptan çıkmak için beraberlik yetiyor. Gruptaki tek mağlubiyetini deplasmanda Villareal'e 1-0 yenilerek alan PAOK, kendi evinde aynı skorla rakibini yenmeyi başardı.
Karpaty Lviv: Play -off maçında Galatasaray ile eşleştiğinde herkes Ukrayna ekibini çantada keklik görüyordu. Haksızda değillerdi. Ülkesinde sadece 5 sezondur Premier Ligte mücadele eden bu mütevazi takımın Avrupa'da esamesi okunmuyordu. Ali Sami Yen'deki ilk maçta 2-0 geriye düştüğü maçı 86. dakikada 2-2' ye getiren Galatasaray için herkes "kötü oynuyor ama en azından tecrübesiyle bu turu geçecektir" yorumları yapıyordu. Ukrayna'da atılacak bir gol turu getirecekti ve bunun için Galatasaray izleyenleri tam 90 dakika bekletecekti. 90. dakikada Aydın'ın golü Galatasaray'a Avrupa Ligi kapılarını ardına kadar açıyordu. Ancak 92. dakikada 10 kişi oynayan rakibinden yediği gol ekran başındaki herkesi şok ediyor, Galatasaray için de Avrupa macerası başlamadan bitiyordu. Galatasaray'ı eledikten sonra J grubunda mücadele eden Karpaty Lviv zor bir gruba düşmüştü. Grupta 5 maç sonunda galibiyet ve beraberlik alamayan Lviv, sadece 3 gol atabildi. Bu 3 golüde B.Dortmund'a 4-3 yenildikleri maçta buldular. Puansız olarak grubun sonunda bulunuyorlar.

27 Ağustos 2010 Cuma

TEK BAŞINA

Dün gece avrupada dörtte dört bekleyenler üçün biri ile yetinmek zorunda kaldılar. Üç büyük(!) kulüp avrupa defterini erken dürerken Beşiktaş tek başına Avrupa Lig'inde yoluna devam ediyor...

Bugün Beşiktaş'ta olup biten herşeyi iki ay önce Demirören rüyasında görse hayra yormazdı sanırım. Ard arda yapılan yıldız transferlerle yakalanan sinerjiyi geçen haftaki İstanbul B.B yenilgisi bile bozabilmiş değil. Avrupa liginde gruplara kalınmasından öte "tutar mı tutmaz mı" diye endişe edilen yıldız transferlerin güzel futbollarını golle süslemeleri ezeli rakiplerini fazlasıyla tedirgin etmiş durumda. Basın Beşiktaş için gereğinden fazla süslü laflar etse de Schuster'in temkinli yaklaşımı tipik Alman disiplininin göstergesi aslında. O hala takımının oynadığı oyundan tam olarak memnun değil. Ancak zaman Beşiktaş'ın lehine işlemekte ve geçiş dönemini en az kayıpla atlatabilen tek büyük kulüp olmayı başardılar.

Fenerbahçe geçmiş sezonun son maçında yaşadığı travmanın üzerine transferde de hamlelerini geç yapınca ( ki hala yapılması gereken ve yapılmayan hamleler var) avrupa'da hüsran kaçınılmaz oldu. Kimse sezon başı, takım hazır değil geyiği de yapmasın. Elenilen PAOK daha sezonu açmadı bile. İyi niyetli düşünmeye çalışan bazı Fenerbahçelilerin avrupadan elenmenin lige olumlu yansıyacağı beklentisinde olmaları da ayrıca bir tezatlıktır. Bu camia avrupada başarılı değil diye Daum'u göndermedi mi? Hoş Avrupa'da en büyük başarıyı getiren Zico'da gönderildi bu kulüpten.

Galatasaraylılar iki sezondur Fenerbahçe'nin hallerine güle dursunlar şu an düştükleri durum Fenerbahçe'den kötüdür. Son iki sezonu 5. ve 3. bitirmiş, geçen sezon yapılan transferlerin tamamı fiyasko olan bir takımda bu sezon hiç bir radikal kararın alınmamasının bana göre tek sebebi Fenerbahçe'nin de gösterdiği kötü performanstır. Orta sahaya transfer ihtiyacı en çok olan iki kulüp Galatasaray ve Fenerbahçe iken Aurello'yu Beşiktaş'ın alması kara mizahtır. (Aurello zenci diye ırkçılık yapmıyorum :P) Fenerbahçe'nin Aurello ile ilgilenmemesini anlamak mümkünken Galatasaray'ın Marco dururken takım arkadaşı Emana ile ilgilenmesi de garibime giden bir durumdur. Neyse bu iki güzide kulüp transferde ilgilenmedikleri oyuncuları resmi sitelerinden birbirine duyurmaya devam etsinler. Nasılsa atı alan Üsküdar'ı çoktan geçti.

İki sezon sonra elendiği takımın adını bile hatırlayamayacak olan Galatasaray tur geldi diye sadece iki dakika sevinerek geçen sene iki dakika şampiyonluğa sevinen ezeli rakibinede nazire yapar gibiydi. Dün gecenin hakeminde eksik olan tek şey üzerine giymediği Galatasaray formasıydı 70. dakikada gösterdiği kırmızı karta sarı kart bile göstermek ağır bir karar olurdu. Ama bu kıyak bile Galatasaray'ın rakibi karşısında bir varlık göstermesine yetmedi...

İki yabancı hakkını sol bek Santos ve önlibero Christian için kullanan Fenerbahçe'ye bu isimleri kazandıran Aykut Kocaman şimdilerde ayağa hızlı pas yapabilen, topa ayağını sokan daha hızlı oynayan bir Fenerbahçe yaratmak adına yeni transferler beklemekte. Kıt futbol bilgimle bu takıma Bilica'dan daha iyi bir stoper alınması gerektiğini, Emre'den daha iyi bir önliberoya ihitiyaç olduğunu, kadroda bir çok ismin alternatifsiz olduğunu ben fark edebiliyorsam 250 milyon € bütçesi ve futboldan çok iyi anlayan(!) yönetici ve teknik adamlarıyla kılını kıpırdatmayan bir Fenerbahçe'yi biri bana izah etsin ben de kahrolmaktan vazgeçeyim...

Trabzonspor'u bu eleştirilerin içine pek karıştırmak istemiyorum.Ancak sezona fırtına gibi başladı denilen Trabzonspor dün gece bu Liverpool'u eleyemiyorsa bazılarının şapkayı önüne koyup düşünmemiz gerekiyor. Trabzonspor mu lige çok iyi başladı yoksa rakiplerin durumu mu içler acısı. İlk yarı 1-0 bittiğinde maçı beraber izlediğim arkadaşıma "şimdi bu Trabzon 85 de gol yer maç 1-1 biter" diyerek şom ağızlılık yapmış olsamda başımıza gelen olayı daha dramatik hale sokan Giray oldu. Öne geçtiğin ve en azından uzatmalara, oradan da penaltılara taşıyabileceğin bir maçı kendi kalene attığın golle kaybetmek koyar adama. Züğürt tesellisi elenilen takımın Liverpool olmasıdır. Oysa Fenerbahçe'nin ve Galatasaray'ın elendiği takımların 4. torbadan kuraya girecek olmaları nasıl bir halt ettiklerinin de farklı bir göstergesidir.
Bugün Beşiktaş'ın grup kuraları çekilecek. Dileğim Galatasaray'ın eleyemediği Karpaty ve Fenerbahçe'nin elenmekten kurtulamadığı PAOK ve Young Boys'tan birinin Beşiktaş'a rakip olması. Biraz hazır bir takımın bu takımları ne hale sokabileceğini Beşiktaş'ın göstermesini istiyorum.İlk torbadan Trabzonspor'u eleyen Liverpool'un gelmesi bence dün akşamki futboldan sonra Başiktaşlıları hiçte üzmez. Hem onlarla görülecek küçük bir 8-0 hesapları da yok değil...

20 Ağustos 2010 Cuma

Kadro Derinliğinde Boğulabilme İhtimali

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Selanik'e giderken kadronda hala Volkan Babacan ve Önder Turacı varsa transfer politikanda büyük bir zaafiyet olduğu açıktır. Sezona lig, kupa ve avrupada başarı hedefiyle başlayan bir takımın dün geceki maça başlarken ki yedek kadrosu Mert Günok, Önder, Okan Alkan, Gökay, Özer Hurmacı, Gökhan Ünal ve Niang olması kadro derinliği konusunda yeterince ipucu vermekte. Tamam Bilica, Bekir ve Stoch kart cezalısı, Emre ve Dia sakat. Onlar olsaydı böyle bir kadro ile sahaya çıkılmazdı diyebilirsiniz. Peki kim böyle bir tabloyla(sakatlar ve cezalılar) uzun lig ve kupa maratonunda karşılaşılmayacağının garantisini verebilir. (Uzun avrupa maratonu diye yazmaya elim gitmedi açıkcası.)
Bu takım hala Volkan Babacan'nın, Önder Turacı'nın eline bakıyor. Sol ve sağ beklerinin alternatifi yok. Hatta stoperlerinin de. Sakatlanmaya ve kart görmeye çok müsait Emre'ninde. O zaman soruyorum bir takım niçin transfer yapar?
Bu sezon transfer edilen 5 futbolcunun kapasite ve mevkilerine tek tek bakalım.
İlhan: Önder'den ümidini kesen, Bekir'den gerekli verimi alamayan yönetim, geçen sezonun sabıkalısı Bilica'nın bile yerini doldurmada soru işaretleri bırakan İlhan'la anlaştı. Sol ayaklı olması beklentileri karşılamaya yeterli değil bence. Bu takımın Lugano'dan daha iyi bir stopere ihtiyacı var. Eğer büyük düşünülüyorsa.
Caner: Geldiği günden beri çok fazla maç oynamadı. Oynadıklarında da vasata bile ulaşamadı. Sol bek olarak Santos'a yaklaşamaz bile. Sol açık olarak Uğur'u da Vederson'u da aratmakta. Sezonun büyük bölümünü kulübede geçirecek gibi görünüyor.
Dia: Savunma yönünün zayıf olduğunu kendisi itiraf etti. Sağ açıkta Kazım,Mehmet Topuz ve Özer'i bile oynatabilecekken Dia takımdaki asıl eksiklikleri doldurmaktan uzak bir transfer. Kumaşı kötü değil ama 6+2 nin 2 si olur.
Stoch: Vederson'un satılması, Uğur'un ciddi bir sakatlık geçirmesinden sonra sol kanata transfer yapılması şart olmuştu. Bu mevkiye savunma yönü biraz eksik olmakla beraber Stoch gibi bir ismin Chealsea'den transfer edilmesi kulüp adına önemli bir başarı. Yokluğu dün gece fazlasıyla hissedildi.
Niang: Yılan hikayesine dönen transferi şampiyonlar liginden elenmemize malolsa da iyi bir transfer olduğunun sinyallerini dün 45 dakikada verdi. Niang'tan hariç takımda 4 tane daha gol kralının (Semih, Alex, Gökhan Ünal ve Guiza) olması akıllara “Fenerbahçe'de asıl sorun golcü mü?” sorusunu getirmiyor değil.
Tur belki Kadıköy'de geçilebilir. Ancak gerçekçi olmak gerekirse bu kadro yapısıyla Fenerbahçe'nin büyük hedeflere ulaşması zor görünüyor. Daha transferin bitimine 10 gün var. Kadrodaki yabancı sayısı 9. Banko oynayabilecek düzeyde bir yabancı transferi yapılabilir. Bir stoper, bir önlibero ve sol tarafa savunma yönü kuvvetli bir oyuncu alınması gerekiyor bana göre. Ve bu mevkilerden ikisini yerli oyuncularla doldurma imkanın var sadece. Bu saatten sonra iyisi bulunur mu; Bence çok zor...

26 Şubat 2010 Cuma

Eller Günahkar

Efendim yukarıdaki fotoğrafı;
  • "Neden Dünya Kupasına Türk hakem gönderemiyoruz" diye soranlara,
  • "Bu lig bu hakemlerle bitmez" diyenlere,
  • "İ.ne Federasyon o.ç. hakemler" diye tempo tutanlara,
  • Yanlış çalınan kararlarda "Avrupa'da böyle birşey yok" diyen geyiklere,
  • Dünya futboluna 6 hakemli maçları getiren Platini'ye,
  • "Verilmeyen penaltımızda Aziz Yıldırım'ın parmağı var" diyenlere,
  • "Gerekirse Avrupa'dan hakem getirilsin" diyen Aziz Yıldırım'a,
  • Türk hakemlerinin büyük bir kısmını eyyamcı, şikeci olarak suçlayan hakem eskilerine,
  • "Hakem hakkında konuşmak istemiyorum ama hakem çok kötüydü" diyen teknik adamlara,
  • İtalyan hakemi kelinden öptürmesi için İtalya'nın MHK başkanı Collina'ya

armağan ediyorum.

Hayat Devam Ediyor

Fotoğraflar Avrupa'dan elendiğimiz geceye ait gibi durmuyor elbette. Ancak dün gece sahadaki mücadele, tribünlerdeki destek ve Emre Belözoğlu içimizdeki burukluğu bir nebzede olsa hafifletti. Zaten hedefi "ligte üç yıl şampiyon olmak" olarak açıklayanların dün geceki sonuçtan dolayı üzülmeye de pek hakları yok.Sakatlıklar ve cezalılar nedeniyle "bu neden oynadı yada oynamadı" diyemeyeceğimiz bir kadro ile maça başladı Fenerbahçe. 4 stoperden oluşan savunma (Önder, Bekir, Bilica, Deniz) belkide Fenerbahçe tarihinin en uzun boylu geri dörtlüsüydü dün gece. Ancak yenen golün bir duran topta kafa ile atılmış olması akıllara "Devede de boy var ama kervanı eşşek çeker" atasözünü getirdi. Orta sahanın solunda sol bek Vederson sağında ise sağ bek Gökhan Gönül'ün oynaması neden kanatlardan gelemediğimizin izahıdır aslında. Gecenin en iyisi Emre Belözoğlu'nun bir sayılmayan, bir direkten dönen ve bir de attığı golü sadece oyununun süsüydü. Asıl izleyenleri mest eden 70. dakikaya kadar süren enerjisi, oyunun her iki yönünün de nasıl oynanacağına dair sergilediği resitaldi. Türkiye'nin en iyi ön liberosu olduğunu daha öncede belirttiğim Emre, bu oyununu 90 dakikaya yayabildiği gün tekrar Avrupa yolu gözükür demek abartı olmayacaktır.
Maçın kader anı 44. dakikada Güiza'nın nefis pasını kafa ile ağlara gönderemeyen Alex'in pozisyonuydu. Bu pozisyonda roller değişmiş (pası Alex vuruşu Güiza yapmış) olsaydı taraftar Güiza'yı oyundan çıkarken yine alkışlarmıydı acaba. Herkes ikinci yarının tamamında Fenerbahçe'nin geriye çok fazla yaslanmasından şikayetçiydi. Maçın başından beri önce yememek olarak belirlenen taktik, ilk golün bulunmasından sonra soyunma odasında farklı bir şekil almamış olsa da Daum'un oyuncularından bu kadar çok geriye yaslanmalarını istediğini sanmıyorum. Kaldı ki Lille gibi hızlı kanat ve hücum oyuncularına karşı oyunu önde kabul etmek küvetin içinde saçlarımızı fön makinasıyla kurutmak gibi birşey olurdu. Doğru olanı yaptı Fenerbahçe. Turu geçecek skoru yakaladıktan sonra oyunu kontrol altında tutmak hatta soğutmak adınaydı çabası. Ancak yenecek bir golün tüm hesapları altüst edeceğini bilmeleri rahat pas yapmalarını engelleyecek stresi yarattı üzerlerinde. Böyle olunca da o küvetin içinden çıkmaya çalışırken 85. dakikada ayağı kayıp kafasını küvete tosladı. Turu geçebilir miydik? Kesinlikle geçebilirdik ama futbol böyle bir oyun işte. Oturup Fransa'da kaçırdığımız gollere yada dün gecekilere dövünmek bugün için artık çok manalı durmuyor. Beterin beteri olduğunu bu maçtan önce Ali Sami Yen'de oynanan maçta görünce insan haline şükrediyor. Çünkü kendi hatalarına rağmen turun, 6 tane hakemin bariz penaltıyı görmemesinden dolayı kaybedilmesi, 5 dakika daha dayanamayıp golü yiyerek elenmekten çok daha fazla yıkıcı duruyor. "Artık önümüzdeki maçlara bakacağız" klişesinin cuk diye oturduğu bir maç oldu. Avrupa'ya veda eden Fenerbahçe için hedefler lig şampiyonluğu ve yıllardır alınamayan Türkiye Kupası olarak kaldı. Daha konsantre olup daha az maç trafiği ile bu hedefleri yakalamak takımın bu mücadele gücü ile uzak görünmüyor. Önlerindeki iki engelden biri sakatlıklar diğeri ise futbolun aslında akılla oynandığını unutmalarıdır.

19 Şubat 2010 Cuma

Lille 2 – 1 Fenerbahçe

Maçtan önce yazdığım yazıda "Fransa deplasmanında alınacak gollü bir beraberlik yada 2-1/ 3-2' lik mağlubiyetler Kadıköy'deki rövanş için iyi sonuçlar olacaktır." demiştim. Ama dün akşam maçı izledikten sonra insan 2-1 lik skora sevinemiyor. Daha televizyonun başına geçmemiştim ki ilk golü yemişti bile Fenerbahçe. 3. dakikada defansın ve kaleci Volkan'ın yaptığı zincirleme hatalar sonucunda Belmont'un golü gelmişti. Maçın henüz çok başı olması ve Fenerbahçe'nin nasıl oynadığı konusunda bir fikre sahip olmamam nedeniyle aklıma ilk gelen "yeni bir Avrupa hezimeti mi olacak acaba" sorusu oldu. Neyse ki iki dakika sonra Vederson yeni doğan ikizlerinin hatırına Yaradana sığınıp 30 metreden öyle bir vuruş yaptı ki buz gibi statta Fenerbahçe tribünleri alev alev yanmaya başladı. 10. dakikada Lugano'nun tamamen iyileşmeyen sakatlığı nüksedince oyuna Deniz Barış girdi. Yıllardır Fenerbahçe'de en çok eleştirilen oyuncuların başında gelmiştir Deniz. Kariyerinde stoper oynamışlığı da vardır ama asıl mevkisi (yada uzun zamandır oynadığı diyelim) ön liberodur. Sakatlanan stoperin yerine kulübede Bekir ve Önder varken Deniz'i almak ve bir çok pozisyonda son adam oynatmaya çalışmak nasıl bir 'dahi'lik örneğidir çözebilmiş değilim. Hem Deniz'i taraftarın kucağına atıyorsun hem de sakatlık olmadığı sürece bu takımda 11'de oynayamayacaklarını bilen Önder ve Bekir'e sakatlığında kar etmediğini söylüyorsun. Madem ki sakatlık ve cezalı oyuncular yokken bile oynatmayacaksın neden kadro dışı bıraktığın oyuncuyu affedip karizmanı da çizdiriyorsun. Bu saatten sonra bu adamlardan kendilerini her an oynayacakmış gibi hazır tutmalarını beklemek sanırım hayalcilikten öteye gitmez. Maç bu dakikadan sonra Lille'in baskılı oyunu ve Fenerbahçe'nin kontra ataklarla sonuca gitmeye çalışması şeklinde devam etti. Lille'in her defasında sağ taraftan gelip tehlikeli olmayı başarmasında kendi oyuncularının yetenekleri kadar Özer'in oynadığı kanatta her maçta ortaya çıkan savunma zaafının da etkisi vardı. Bu ataklarda golü yemediği için sevinen Fenerbahçe taraftarı 35. dakikada golü yemiş kadar üzüldü. Hızlı gelişen atakta Alex orta sahadan ceza yayı önüne kadar sürdüğü topu sol taraftaki Güiza'ya bıraktı. Güiza, kaleye vurmak yerine (ki bunu anlayabilirim. Çünkü özgüveni sarsılacak kadar çok gol kaçırdı bu sezon) Alex'in önüne topu yuvarla(yama)yınca, pozisyon kayboldu ve mutlak bir gol pozisyonu heba olmuş oldu. İkinci yarının hemen başında bu defa sahne alan Deniz yaptığı kötü kafa vuruşu rakibe asist olunca, skorda 2-1 oldu. İkinci yarı ilk yarının kopyası gibiydi. Lille'in etkili atakları, Fenerbahçe'nin ani ataklarla pozisyon bulma çabası şeklinde. Bunlardan bir tanesini 80. dakikada yine Güiza cömertçe harcayınca maçta çok sevinemediğimiz ama umutlarımızı taze tutabileceğimiz bir skorla bitmiş oldu. Bu karşılaşma ile ilgili olarak bardağın boş kısmına bakarsak yazacak çok şey var.
  • Lugano'nun riske edilip daha uzun bir süre ondan yararlanılamamasına yol açtı.
  • Önder ve Bekir varken Deniz'i stoper oynatmak hem skora hem kulübeye zarar vermiş oldu.
  • Dos Santos sarı kart görerek rövanşta cezalı duruma düştü.
  • Fenerbahçe son 3 maçta 7. golünü yedi.
  • Bu Guiza ilk onbir oynamaya Semih yedek kalmaya devam ediyor.
  • Mehmet Topuz geldiği günden beri hala beklenen patlamayı gerçekleştiremedi.

Bardağın dolu kısmında ise Kadıköy'de yenmeden atılacak 1 golün turu getireceği gerçeği var. Kadıköy'deki maç her sonuca açık görünüyor. Benim tahmini mi merak edenlere Denizli tadında bir cevap vereyim. %51 Fenerbahçe kazanır. Fenerbahçe adına;

Maçın adamı: Vederson

Maçın en istikrarlı oyuncusu: Güiza (!)

Maçın kaybedeni: Lugano, Deniz Barış

17 Şubat 2010 Çarşamba

Haydi Lilili Lille Yar...

Lille, daha önce maçını hiç izlemediğim bir takım. O nedenle maç öncesi teknik bir analiz yapmak uydurmacadan öteye gitmez. Ancak basından takip ettiğim kadarıyla Fransız ekibinin çok hızlı ve teknik oyunculardan oluştuğunu, geriye düştükleri maçlarda bile skoru çevirebildiklerini, kendi sahalarında uzun zamandır yenilmediklerini biliyorum. Fransa liginde sezonun flaş ekibi olan Lille karşısında son haftaların yaralı Fenerbahçe'sini bir parça masaya yatırabiliriz ama.
Bu sezon ligte aldığı her kötü sonuçtan sonra oynadığı Avrupa maçını kazanmış bir Fenerbahçe var. Son 5 Avrupa maçını da kazanmış durumda. Hedef sezon başında "3 yıl üst üste lig şampiyonluğu" olarak belirlenmiş olsada, bu camiada Avrupa'da başarıyı önemsemeyecek bir tane aklı başında Fenerbahçeli olduğunu da sanmıyorum. Garantici Daum bile tüm Avrupa maçlarına tam kadro ile çıktı. Yarın oynanacak karşılaşmada Lugano'nun oynayabilecek olması savunma adına ne kadar önemliyse, Emre'nin oynamama ihtimali bir o kadar handikap oluşturmakta. Yerine Selçuk'un ismi geçiyor. Selçuk gerçekten çok enteresan bir oyuncu. Avrupa'da çok iyi oynadığı o kadar çok maç var ki. Böyle maçları seviyor. Yine de Christian & Selçuk yerine Emre & Selçuk'u tercih ederdim orta sahada. Savunma dörtlüsünün Gökhan - Bilica - Lugano - Santos'tan oluşacağı kesin gibi. Santos'un önünde Özer, Gökhan'ın önünde Topuz ile başlayacaktır maça Daum. Oyunu tutma ve rakibin risk alacağı dakikaları beklemek adına orta sahada savunma yönü daha iyi oyuncularla maça başlamak daha akıllıca görünüyor. İkinci yarıda Vederson ve Güiza değişiklikleri skor yakalama adına birer hamle olabilir. Ama ileride maça Semih'le başlamak, topun sahanın her yerinde bizde kalması adına önemli. Kaptan Alex'e her zamanki gibi işlerin aslan payının düştüğü bir maç olacak. Rakibin en yumuşak yeri savunmasındaki oyuncular. Bu nedenle Alex'in akıl dolu ara pasları tur kapısını Fransa'da bile aralayabilir. Maç 18 bin 185 kişilik Borne de I'Espoir Stadı'nda. Maçın hakemi ise İspanyol Eduardo Gonzalez. Gonzalez en son pazar gecesi Atletico Madrid-Barcelona maçını yönetmişti. Maçı saat 20.00 da Star Tv naklen yayınlayacak. Fransa deplasmanında alınacak gollü bir beraberlik yada 2-1/3-2' lik mağlubiyetler Kadıköy'deki rövanş için iyi sonuçlar olacaktır.