Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2010 Çarşamba

Taraftar Göreve

Üç sezon önce Süper lig'e çıktıklarında en çok sevinenlerdendim. Futbol kültürünün fazlasıyla gelişmiş olduğu şehirlerin başında geliyordu Eskişehir çünkü. Mazisindeki başarılar, futbol ve taraftar potansiyeli ile Süper ligi en çok hak eden Anadolu takımıydı bana göre. Geçen sezonu da büyüklerin belalısı olarak iyi sayılabilecek bir yerde 55 puanla 7. bitirmişlerdi. Bu başarıda elbetteki Rıza Çalımbay'ın da büyük katkısı vardı. Takımın başında 3. sezonuna girmişti ki bu bile Türkiye'de bir hoca için gerçekleştirmesi zor bir durumdu. Nedense bu sene işler ters gitmeye başladı 7. hafta sonunda hala galibiyetle tanışamamıştı takım. Aldığı iki beraberlikle ligin sondan ikinci sırasına kadar gerilemişlerdi. Ancak futbol kamuoyu Eskişehir'deki potansiyelin öylesine farkındaydı ki kimsenin ağzından küme düşme lafı çıkmıyordu. Yine de bir kan değişikliği takıma iyi gelebilirdi. Ne de olsa burası Türkiye'ydi. İşler sarpa sarınca ilk giden teknik adam olurdu çoğunlukla. Öyle de oldu Rıza Çalımbay geçen hafta istifa etti. İstifasını açıklarken de zehir zemberek laflar etti. Ümit Karan'ı oyuncularını takımı sabote etmesi yönünde telkin etmekle suçladı. Giden hocanın yerine yönetimin Bülent Uygun'la malumunuz şekilde anlaşması ise bunların üzerine tuz biber oldu. Bülent Uygun'un transferi ayrıca bir yazı konusudur. Şu an için söyleyebileceğim tek şey o asker selamını artık aynanın karşısında kendi kendine verebilir. Asker dediğin adam dimdik durur çünkü.
Yine de benim derdim ne Eskişehirspor yönetimiyle, Ne Bülent Uygun'la ne Rıza Çalımbay'la ne de Ümit Karan ile. Hakkında bir kaç defa yazı yazdığım Eskişehirspor taraftarından bir beklentim var. Bu camianın taraftarı hoca gitsin diye oyunculara telefon açıp oynamayın diyen bir oyuncuyu (!) alkışlamaz. O adamı değil kaptan, sahaya sokmaz. Bu şekilde transfer edilmiş bir hocanın arkasında da durmaz.Bando Es Es' in misyonumuz dediği satırları daha öncede paylaşmıştım. Aynen şöyle diyorlardı "1965 ruhunun daha büyük kitlelere ulaştırılmasına yardımcı olmak. Hiçbir kurum ve kuruluşa bağlı kalmaksızın, her zaman ve her koşulda Örnek Taraftar Duruşunu sergilemek. Gelecek nesillere sportif ve kültürel anlamda her zaman övünebilecekleri bir miras daha bırakabilmek."
Şimdi bir eylem bekliyorum bu taraftardan. Kırıp dökmeden ama tam adresine ulaşacak eylemler. Bu camiayı spor kamuoyu önünde küçük düşüren olaylara Eskişehirliye yakışır bir tepki.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Azimle Duvarı Delmek

Ne güzel söylemişler. "Azimle işeyen duvarı deler" diye. Fotoğraflar pazar gecesi Şükrü Saracoğlu Stadının konuk takım tuvaletlerinden. Adamlar duvarı delmiş ya :) Adam dediğime bakmayın lafın gelişi. Adam olanın yapacağı şeyler değil bunlar.Gerçi ilk defa gördüğümüz manzaralar da değil. Böyle çirkinliklerin alışkanlık olmasını kanıksanmasını da istemiyorum ama bir noktayı hatırlatmak istiyorum.
Sevgili(!) rakip takım taraftarı hayvani duygularla gerçekleştirdiğin bu olayın Fenerbahçe Spor Kulübüne en ufak maddi ve manevi zararı yok. Yaptığın hasar kulüp tarafından tespit edilip, TFF'ye bildirilir ve tuttuğun takımdan tahsil edilir. Kulübünde bu parayı sana sattığı forma, kombinelerden kazandıklarıyla öder. Senin anlayacağın ( ki sanmıyorum ) parasını ödediğin aynayı, klozeti kırıyorsun. Yaptığın öküzlükte şanlı tarihine bir anektot olarak geçiyor. Bu stadın konuk takım taraftar tuvaletleri senede en az iki defa yenileniyor. Sağolsun ödemeyi de genelde Adnan Polat ve Yıldırım Demirören yapıyor. Kulübüne rakip takımın veremeyeceği maddi ve manevi zararı kendi ellerinle veriyorsun. Belki o kalın kafanı birazcık kullanırsında bir daha geldiğinde sifonu çekmeyen arkadaşını bile uyarırsın.
"Hopp bilader neden sifonu çekmiyorsun. Parasını biz ödüyoruz bu tuvaletlerin."

22 Nisan 2010 Perşembe

12. Adam

"F.Bahçe’nin Şükrü Saracoğlu’ndaki derbilerdeki en büyük etkeni 12. adamı. Futbolcularımız orada yüksek strese giriyor. Hakemler de korkuyor, ödleri patlıyor. Fenerli oyuncular o statta dokunulmazlık mertebesine ulaşıyor! Fenerbahçe seyircisini gerçekten tebrik etmek gerekiyor. Hakemlere öyle güzel bir baskı kuruyorlar ki, dolayısıyla onlar da o baskı altında hata yapabiliyor. Fenerbahçe’nin derbilerdeki başarısının en önemli etkeni, stadı dolduran 12. adamları. Oraya giden futbolcu ne derseniz deyin mutlaka etkileniyor. Taraftar alınan galibiyetlerin büyük bir bölümünde pay sahibi. Bizim oyuncularımız da orada yüksek strese giriyor. Bu negatif etken oluyor. Sonuçta onlar da insan. Hakemler Kadıköy’de korkuyorlar. Ödleri patlıyor. Fenerbahçeli futbolcular o statta dokunulmazlık mertebesine ulaşıyorlar! Çünkü hakemler Fenerbahçe aleyhine karar vermekten çekiniyorlar. Bizim talebimiz, hakemlerin sahaya çıkıp normal kuralları uygulaması. Ama o baskıda bunu yapamıyorlar. İlk maçımızı hatırlayın. Keita bizim en önemli oyuncumuz. Roberto Carlos 7 saniye süren bir faul yaptı. Hakem de hep izledi. Sonra da Keita sinirlenip yumruk attı ve kırmızı kartı gördü. O maçta büyük hayal kırıklığı yaşadık. Bir de ofsayttan gol yedik. Bünyamin Gezer’in orada ödü koptu. Oysa mesleki açıdan korkusu olmaması lazım. Ama öyle korktu ki... Zaten derbilerin anlamı çok başka. Bu maçlar sadece 3 puanlık değil, hatta 6 puanlık bile değil. Daha öte. Bir de psikolojik etkileri oluyor. Psikolojik erozyona uğruyorsunuz. Mustafa Denizli benim çok eski arkadaşım. Son F.Bahçe-Beşiktaş karşılaşmasından sonra “Hakemlik yürek işi” dedi. Hiç konuşmazdı, o da konuştu. Ben de o söze ilave ediyorum: Hakemlerin Kadıköy’de ödleri patlıyor."
Yukarıdaki açıklamalar Galatasaray Başkanı Adnan Polat'a ait. HaberTürk gazetesinden Halil Özer'in özel röportajından. İlk bakıldığında doğru bir tespitmiş gibi geliyor insana. Son 10 yılda Kadıköy'de oynanan tüm Galatasaray maçlarının kazanılması, rakibin bu maçlarda 1'den fazla gol bile atamaması tesbiti akla yatkın hale getiriyor. Bir de buna son 5 yılda Kadıköy'de Beşiktaş'a lig maçlarında hiç yenilmemek (3 galibiyet, 2 beraberlik) eklenince insan Adnan Polat'a hak vermeden edemiyor. Ama madalyonun bir de öbür yüzü var tabiki. Bu derbiler sadece Kadıköy'de oynanmıyor. Rakiplerin sahalarında yapılan karşılaşmalara bir bakalım. Adnan Polat ne kadar haklı görelim. Fenerbahçe'nin son 5 sezonda Ali Sami Yen'de oynadığı maçlar şöyle :
2009-2010 Galatasaray-Fenerbahçe 0-1
2008-2009 Galatasaray-Fenerbahçe 0-0
2007-2008 Galatasaray-Fenerbahçe 1-0
2006-2007 Galatasaray-Fenerbahçe 1-2
2005-2006 Galatasaray-Fenerbahçe 0-1
Rakip sahada, seyirci avantajı olmadan alınmış 3 galibiyet ve 1 beraberlik. Peki desibel hesaplarının yapıldığı İnönü stadında oynanan son 5 lig maçında durum nedir acaba?
2009-2010 Beşiktaş-Fenerbahçe 3-0
2008-2009 Beşiktaş-Fenerbahçe 1-2
2007-2008 Beşiktaş-Fenerbahçe 1-2
2006-2007 Beşiktaş-Fenerbahçe 0-1
2005-2006 Beşiktaş-Fenerbahçe 1-2
İnönü'de son 5 sezonda 4 galibiyet çıkararak Kadıköy'de oynadığı maçlardan daha iyi bir istatistik yakalamış Fenerbahçe. İstatistikleri bir 5 yıl daha geriye götürmek tablonun rengini değiştirmiyor. Anlayacağınız Fenerbahçe kendi sahasında gösterdiği performansın aynısını ezeli rakiplerinin sahasında da göstermiş son yıllarda. Böyle olunca da Adnan Polat'ın seyirci baskısı, stres, hakemleri etki altına almak vb. tezlerinin hepsi havada kalmış oluyor. Yok Fenerbahçe taraftarı aynı şeyi 1000 kişiyle Ali Sami Yen'de, İnönü'de de yapmayı başarıyor derseniz o zaman 12. adama bir teşekkür de ben gönderiyorum.
Uzun lafın kısası, bu kadar istatistiğin özeti; son yıllarda ezeli rakipleriyle yaptıkları ve kaybettikleri her maçtan sonra mağlubiyeti farklı şeylere bağlayan futbolcular, yöneticiler, taraftarlar ne zaman ki çözümü kendi içlerinde aramaya başlayacaklar makuz talihleri o gün değişmeye başlayacak.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Görünen Köy

-Giriş-
-Gelişme-

-Sonuç-
Söylenecek sözün özetini Mehmet Demirkol söylemiş;
"Her gelen adamı havaalanında Maradona gibi karşılarsanız, onların kendilerini Messi sanmalarını da engelleyemezsiniz. Bir adamı, hem de sıradan bir adamı ‘Ben buraların Messi'siyim’ şokuna sokarsanız, artık şampanyada mı yıkanır, viskiyle yüzünü mü yıkar, brandyle kahvaltı mı eder, ona da karışamazsınız.O yüzden ne olduğu belli, ne vereceği de üç aşağı beş yukarı tahmin edilebilir oyuncuları, 3 gün önce bin kişiyle karşılayıp, 3 gün sonra da ısınırken ıslıklıyorsanız, artık biraz kendinize bakmanızın vakti gelmiş demektir."
Bundan tam iki ay önce blogta Santos ve Jo için aynen şunları yazmıştım;
"Dos Santos son iki sezonda toplam 23 maç yapmış bir oyuncu. Kariyerinde bir sezonda 4 golden fazla atmışlığı yok . Kaldı ki bu takıma forvet oyuncusu olarak da alınmadı. Jo'nun Rusya ligindeki performansı ona Premier ligin kapılarını açmıştı ama son iki sezonda oynadığı 33 maçta sadece 10 gol atıp vasat bir performans gösterdiği için bugün Galatasaray'da. Her iki oyuncunun ligin ikinci yarısında takıma uyum sorunu yaşama, Türkiye'ye alışamama, hatta gol kaçırma lüksleri bile yok gibi görünüyor. Kiralama yoluna gidilerek alınmış olmaları zaten kısa vadeli başarılar için düşünüldüklerinin göstergesi. Takım şampiyon olamazsa tribünlerden ilk tepki görecek isimler de bu oyuncular olacaktır."
Bugün gelinen nokta bazıları için şaşırtıcı ve üzücü olabilir. Ancak Türkiye'de yabancı transferlere, yabancıların da bu ülke futboluna bakış açısı böyle olduğu sürece bu sonuç kaçınılmazdır. Ne geldiği günden beri futbolundan çok gece hayatı ile gündem yapan Jo tek suçludur, ne de onu dün stadta protesto eden taraftar sonuna kadar haklıdır.

2 Nisan 2010 Cuma

Tribün Manzaraları

-Bu kadar komik görünürken surat asmak olmuyor.-
- Ağlamaksa hiç yakışmıyor.-

8 Mart 2010 Pazartesi