Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2010 Perşembe

Çin Malı Klasik

Az sonra yazacaklarımın bir benzerini 16 Kasım 2009 tarihinde eski blogumda da yazmıştım. Dileyen buradan bakabilir. Basketbolda Fenerbahçe Ülker'i arada sırada yendikleri (evet yanlış okumadınız arada sırada yendikleri) her maçtan sonra "Potada Bir Aslan Klasiği" başlığını atmayı bir halt zannediyor Galatasaray Kulübü.
Geçen sezonun 5. haftasında 74-72 yendikleri maçtan sonra da aynı başlığı atmışlar, Cemal Nalga skandalından sonra maç federasyon tarafından 20-0 Fenerbahçe Ülker lehine tescil edilmişti.
Klasik kelimesinin anlamını on senedir Kadıköy'de öğretme çabalarımız demek ki boşunaymış. Klasik, rakibini 10 sene üst üste kendi evinde yenip, onbirinci sene berabere kaldığında rakibin üçlü çekerek sevinmesidir sevgili Galatasaraylılar. Yoksa son 5 sezonda oynadığın onbir maçın sadece üçünü kazanmış olman sana bu başlığı attırıyorsa bunun altında arayacağım tek şey "eziklik"ten başka birşey değildir.
Kimse yazdıklarımı yanlış anlamasın. Dünkü alınan galibiyeti Galatasaray sonuna kadar hak etti. Tebrikte ediyorum. Ama şu gevşekliği de yapmayın Allah aşkına. Kimi kandırıyorsunuz? Amatör şubelerdeki rekabette açık ara önde olan Fenerbahçe'yi, resmi sitenden böyle manşetlerle mi alt etmeye çalışıyorsunuz?
Son beş sezona ait (Federasyonunun resmi sitesinde son beş yılın verileri olduğu için) iki takım arasında oynanmış maçların skorları aşağıda. Bu beş yılda Fenerbahçe adına kazanılmış üç şampiyonluk, bir Cumhurbaşkanlığı kupası ve bir Türkiye kupası var. Klasikçiler sizde ne var?
2010-2011 Sezonu
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker : 67-56
2009-2010 Sezonu
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker :   0-20
Fenerbahçe Ülker-Galatasaray CC : 81-77
2008-2009 Sezonu
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker : 78-62
Fenerbahçe Ülker-Galatasaray CC : 89-62
2007-2008 Sezonu
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker : 88-77
Fenerbahçe Ülker-Galatasaray CC : 76-72
2006-2007 Sezonu
Fenerbahçe Ülker-Galatasaray CC : 75-64
Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker : 57-91
Fenerbahçe Ülker-Galatsaray CC : 76-70 (Play-Off)
Galatasaray CC-Fenerbaçe Ülker : 64-69 (Play-Off)

* Galatasaray'ın kazandığı maçlar koyu renkle gösterilmiştir.

23 Aralık 2010 Perşembe

Büyüklerin En Küçüğü

Fenerbahçe Acıbadem Bayan Voleybol takımının Dünya Kulüpler Şampiyonu olmasına ezeli rakip Beşiktaş'ın resmi internet sitesinden kutlama geldi. "Uluslararası arenadaki en önemli başarılardan birini yaşatan Fenerbahçe Acıbadem'i ve bu başarıda emeği bulunan herkesi tebrik ederiz." deme büyüklüğünü göstermiş Beşiktaş Kulübü.

Bir başka ezeli rakip Galatasaray ise Trabzonspor Kulübü Başkanlığı'na yeniden seçilen Sadri Şener'i kutlamayı ihmal etmemiş ama Dünya Şampiyon'u olan ezeli rakibi Fenerbahçe'ye bir şey söylemeye dili varmamış anlaşılan. Üç büyükler arasındaki farkı tesbit etmeye çalışan bazı densizlere yol gösterir umarım bu post.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Taraftar mı? Muhasebeci mi?

Son dönemde Türkiye'deki taraftar sahadaki oyundan keyif almak yerine kulübünün muhasebe defterini tutmaya başladı. Ezeli rakipleri futbol, sportif başarılar kadar artık kulübün bütçesi, borcu, transfere harcadığı paralarla da kızdırır olduk. Durum böyle olunca da Elano'nun Santos kulübüne transferini açıklayan Galatasaray Kulübü, işin muhasebe kısmını da taraftara açıklamış. Tabi kendilerince. Bu oyuncuya transfer edilirken ödenen bonservis bedeli, oyna(ma)dığı süre boyunca ödenen maaşlar, geçen yıl Elona'ya teklif edilen 8 milyon € bonservis, şampiyonlar ligi zararı vs hesaba dahil edilmemiş. Herşey bir tarafa sahada güzel futbol izlemek adına tribünlere gelen taraftar için her geçen gün seçenekler azalıyor Galatasaray'da. Misimoviç'in kadro dışı bırakılması, Elano'nun satılması, devre arasında Kewell'ın gönderilecek söylentisi sadece futboldan keyif almaya çalışanların işini güçleştirecek görünüyor. Sarp, Sabri, Servet, Ayhan ile ikinci devre Telekom Arena'yı doldururum hesabı yapıyorsa birileri, olan o kulübün muhasebe müdürüne olur yine. Yoksa Adnan'ların gidişini görmek için daha çekilecek çile var gibi görünüyor...

3 Kasım 2010 Çarşamba

Nihat & Behlül

Arda yazacaktı, yanlışlıkla Nihat yazmış dediğinizi duyar gibiyim. Hayır efendim konuyu Nihat'a kadar getireceğim birazdan. Bugün ezeli rakiple başladık öyle devam edelim blogta. Hafta sonu oynanan Galatasaray-Medical Park Antalyaspor maçında tribünlerde yukarıdaki manzarayı görünce bunun spor basınına iyi malzeme olacağını düşünmüştüm. Yanılmadığımı da bugünkü spor sayfalarında gördüm. Arda'nın maçı Kıvanç Tatlıtuğ ile izlemesi başkan Adnan Polat'ın pek hoşuna gitmemiş yazılanlara göre. Hatta başkana ilk sobelenmeleri de maçtan bir saat önce Papermoon'da olmuş. Burada Adnan Polat ve yönetici Murat Yalçındağ'a yakalanan Arda'ya Polat "Ne işin var senin burada. Bu saatte takımın yanında olman lazım değil mi?" şeklinde fırça attığını yazıyor basınımız.
Arda'nın Galatasaray'da kaptanlığa getirildiği gün başlayan eziyeti malesef devam ediyor. Bu topraklardan gidene kadar da sürmeye devam edecek kanımca. Habere yorum yapan Galatasaray taraftarlarının hemen hemen hepsi başkanın tavrını destekler görünüyor. Arda'nın Galatasaray'ın kaptanı olduğundan, böyle bir maçtan önce takımının başında olması gerektiğinden, o tribünde Kıvanç Tatlıtuğ'un ne işi olduğundan dem vuruyorlar yorumlarında. İnsan tebessümle okuyor bunları ama okurkende içi cız etmiyorda değil. Ya arkadaş bu çocuk takımını yalnız bırakmamak için sakat sakat oynarken bu hale gelmedi mi? Tribünde izlediği her maçta en fanatiğinizden daha heyecanlı değil miydi? Yanında oturan porno yıldızı mı da o tribünde ne işi var diye soruyorsunuz? Peki hepsini geçtim Arda'nın yanındaki Behlül, Gaziantep maçında şeref tribününde oturan Nihat Doğan'dan daha çok mu rahatsız etti sizi?
Arda'yı linç etmeye devam edin. Nasıl olsa yokluğunda büyük kaptan Sabri Sarıoğlu var. Böyle başa böyle kaptan...

26 Ekim 2010 Salı

Derbinin Ardından

Onbir yıl sonra Kadıköy'de ilk defa puan verdi Fenerbahçe. Her iki cephede de maç öncesi tarihi fark olur beklentisi, Hagi'nin gelmesiyle makul bir sonuca, beraberliğe hatta sürpriz bir Galatasaray galibiyetine dönüşmüştü.

Maça beklentim doğrultusunda başlamıştı Fenerbahçe. Konyaspor maçından sonra yazdığım kadro aynen sahadaydı. Galatasaray'da en büyük değişiklik ilk onbirde oynayan Elano, Cana ve oynatılmayan İnsua'ydı. Her zamanki oyununu oynamak için sahada olan Fenerbahçe'nin karşısında önce yenilmemek için çıkmış bir Galatasaray vardı. Rijkaard'ın takımından en büyük farkı ise rakibi ısıran bir takım olmasıydı. Karşılaşmanın hemen başında göze çarpan orta sahadaki Galatasaray üstünlüğünü fark etmişti Aykut Kocaman. Kulübeden ısınmaya gönderdiği ilk oyuncu bu nedenle Cristian'dı. Ancak ne hikmetse 90 dakika boyunca ısındı ancak oyuna girmedi Brezilyalı. İkinci yarı Stoch'un sıfıra indiği iki pozisyonu saymazsak, solda Caner ve Stoch, sağda Gökhan ve Dia ne anlaşabildiler ne de etkili ataklara imza atabildiler. Neill'in futbol oyun kurallarını zorlayan markajı Niang'ı bundan önceki karşılaşmalardan daha etkisiz kıldı. Buna Alex'in vasatın altında futbolu da eklenince Fenerbahçelilere Yobo ve Volkan'ı alkışlamak kaldı 90 dakika boyunca. İkinci yarının hemen başında beklenen oyuncu değişikliği ancak 70.dakikada Alex-Semih değişikliği ile vücut buldu. Kanatlardaki etkisizliği Kazım'la çözme olasılığı da ancak Dia kasığından sakatlanınca Aykut Kocaman'ın aklına gelebildi. Bu kadro yapısı ve oyun anlayışıyla Galatasaray maksimumunu sahaya koyarken Fenerbahçe'de vasatı aşan oyuncu sayısı bir elin parmakları kadardı ancak. Böyle oluncada onbir sene sonra Galatasaray taraftarı bu stadta üçlü çektirme keyfini yaşadı. Ezeli rakibin sahasında yenilmemek elbetteki önemli. Buna bir de yıllardır süren mağlubiyetler de eklenince alınan bir puana verilen tepkileride normal karşılamak gerekiyor.

Derbileri kazanamamakla suçlanan Aykut Kocaman bana göre yine erken ve yersiz eleştiriliyor. Sezonun henüz başındaki takımın form durumu ortadayken deplasmanda alınan 3-2 lik Trabzon mağlubiyeti ve 90 dakikasını üstün oynadığın Beşiktaş derbisini 1-1 bitirmiş bir hocayı büyük maçları oynayamamakla suçlamak için erken. Yine de derbide oyuncu değişikliklerinde biraz daha radikal olmasını beklerdim Aykut hocanın.

Maç sonrası konuşulmayan hakem hataları, tribündeki küfürler, lazerler vs nin bana göre tek nedeni Galatasaray'ın Kadıköy'den istediğini almış olmasıydı. Medyada Fenerbahçe ağırlığı olduğunu savunanlara maç öncesi yaratılan kamuoyu ve maç sonrası yazılanlar en büyük cevaptır. Tabi anlamak isteyene.

Fenerbahçe kazanmayı ne kadar istedi, maça ne kadar iyi hazırlandı bu uzun uzun konuşulabilir ancak maç öncesi ve maç sırasında gözlenen Fenerbahçe taraftarının bu maça önceki yıllara göre daha az hazır oluşuydu. Ne görsel bir şölen (Dejavu çalışmasını saymıyorum ki bunu bundan sonraki Türkiye kupası maçlarında da tekrarlar mıyız bilmiyorum) ne de 90 dakika boyunca rakibi boğan bir destek vardı tribünlerde.

Kısacası karambole getirilmiş bir Galatasaray derbisini iki puan kaybederek kapattık. Bu sene ezeli rakibe verilecek en güzel cevap ise yeni stadlarında onları yenmek olacaktır. Bu nedenle sezonun ikinci yarısında ligteki sıralama ne olursa olsun tedirgin olan taraf Galatasaray olacaktır.

Günün Sözü: "Sabri, futbolculuk yaşantısında Kadıköy'de ne galibiyet, ne beraberlik gördü. Dolayısıyla bu sonuçtan sonra gidip taraftara 3'lü çektirmesi gayet normal" H.B.Kutlualp

27 Ağustos 2010 Cuma

TEK BAŞINA

Dün gece avrupada dörtte dört bekleyenler üçün biri ile yetinmek zorunda kaldılar. Üç büyük(!) kulüp avrupa defterini erken dürerken Beşiktaş tek başına Avrupa Lig'inde yoluna devam ediyor...

Bugün Beşiktaş'ta olup biten herşeyi iki ay önce Demirören rüyasında görse hayra yormazdı sanırım. Ard arda yapılan yıldız transferlerle yakalanan sinerjiyi geçen haftaki İstanbul B.B yenilgisi bile bozabilmiş değil. Avrupa liginde gruplara kalınmasından öte "tutar mı tutmaz mı" diye endişe edilen yıldız transferlerin güzel futbollarını golle süslemeleri ezeli rakiplerini fazlasıyla tedirgin etmiş durumda. Basın Beşiktaş için gereğinden fazla süslü laflar etse de Schuster'in temkinli yaklaşımı tipik Alman disiplininin göstergesi aslında. O hala takımının oynadığı oyundan tam olarak memnun değil. Ancak zaman Beşiktaş'ın lehine işlemekte ve geçiş dönemini en az kayıpla atlatabilen tek büyük kulüp olmayı başardılar.

Fenerbahçe geçmiş sezonun son maçında yaşadığı travmanın üzerine transferde de hamlelerini geç yapınca ( ki hala yapılması gereken ve yapılmayan hamleler var) avrupa'da hüsran kaçınılmaz oldu. Kimse sezon başı, takım hazır değil geyiği de yapmasın. Elenilen PAOK daha sezonu açmadı bile. İyi niyetli düşünmeye çalışan bazı Fenerbahçelilerin avrupadan elenmenin lige olumlu yansıyacağı beklentisinde olmaları da ayrıca bir tezatlıktır. Bu camia avrupada başarılı değil diye Daum'u göndermedi mi? Hoş Avrupa'da en büyük başarıyı getiren Zico'da gönderildi bu kulüpten.

Galatasaraylılar iki sezondur Fenerbahçe'nin hallerine güle dursunlar şu an düştükleri durum Fenerbahçe'den kötüdür. Son iki sezonu 5. ve 3. bitirmiş, geçen sezon yapılan transferlerin tamamı fiyasko olan bir takımda bu sezon hiç bir radikal kararın alınmamasının bana göre tek sebebi Fenerbahçe'nin de gösterdiği kötü performanstır. Orta sahaya transfer ihtiyacı en çok olan iki kulüp Galatasaray ve Fenerbahçe iken Aurello'yu Beşiktaş'ın alması kara mizahtır. (Aurello zenci diye ırkçılık yapmıyorum :P) Fenerbahçe'nin Aurello ile ilgilenmemesini anlamak mümkünken Galatasaray'ın Marco dururken takım arkadaşı Emana ile ilgilenmesi de garibime giden bir durumdur. Neyse bu iki güzide kulüp transferde ilgilenmedikleri oyuncuları resmi sitelerinden birbirine duyurmaya devam etsinler. Nasılsa atı alan Üsküdar'ı çoktan geçti.

İki sezon sonra elendiği takımın adını bile hatırlayamayacak olan Galatasaray tur geldi diye sadece iki dakika sevinerek geçen sene iki dakika şampiyonluğa sevinen ezeli rakibinede nazire yapar gibiydi. Dün gecenin hakeminde eksik olan tek şey üzerine giymediği Galatasaray formasıydı 70. dakikada gösterdiği kırmızı karta sarı kart bile göstermek ağır bir karar olurdu. Ama bu kıyak bile Galatasaray'ın rakibi karşısında bir varlık göstermesine yetmedi...

İki yabancı hakkını sol bek Santos ve önlibero Christian için kullanan Fenerbahçe'ye bu isimleri kazandıran Aykut Kocaman şimdilerde ayağa hızlı pas yapabilen, topa ayağını sokan daha hızlı oynayan bir Fenerbahçe yaratmak adına yeni transferler beklemekte. Kıt futbol bilgimle bu takıma Bilica'dan daha iyi bir stoper alınması gerektiğini, Emre'den daha iyi bir önliberoya ihitiyaç olduğunu, kadroda bir çok ismin alternatifsiz olduğunu ben fark edebiliyorsam 250 milyon € bütçesi ve futboldan çok iyi anlayan(!) yönetici ve teknik adamlarıyla kılını kıpırdatmayan bir Fenerbahçe'yi biri bana izah etsin ben de kahrolmaktan vazgeçeyim...

Trabzonspor'u bu eleştirilerin içine pek karıştırmak istemiyorum.Ancak sezona fırtına gibi başladı denilen Trabzonspor dün gece bu Liverpool'u eleyemiyorsa bazılarının şapkayı önüne koyup düşünmemiz gerekiyor. Trabzonspor mu lige çok iyi başladı yoksa rakiplerin durumu mu içler acısı. İlk yarı 1-0 bittiğinde maçı beraber izlediğim arkadaşıma "şimdi bu Trabzon 85 de gol yer maç 1-1 biter" diyerek şom ağızlılık yapmış olsamda başımıza gelen olayı daha dramatik hale sokan Giray oldu. Öne geçtiğin ve en azından uzatmalara, oradan da penaltılara taşıyabileceğin bir maçı kendi kalene attığın golle kaybetmek koyar adama. Züğürt tesellisi elenilen takımın Liverpool olmasıdır. Oysa Fenerbahçe'nin ve Galatasaray'ın elendiği takımların 4. torbadan kuraya girecek olmaları nasıl bir halt ettiklerinin de farklı bir göstergesidir.
Bugün Beşiktaş'ın grup kuraları çekilecek. Dileğim Galatasaray'ın eleyemediği Karpaty ve Fenerbahçe'nin elenmekten kurtulamadığı PAOK ve Young Boys'tan birinin Beşiktaş'a rakip olması. Biraz hazır bir takımın bu takımları ne hale sokabileceğini Beşiktaş'ın göstermesini istiyorum.İlk torbadan Trabzonspor'u eleyen Liverpool'un gelmesi bence dün akşamki futboldan sonra Başiktaşlıları hiçte üzmez. Hem onlarla görülecek küçük bir 8-0 hesapları da yok değil...

20 Nisan 2010 Salı

Süper Lig Formaları #9

Galatasaray futbol takımının formalarını Adidas tasarlıyor.
Yedek Forma - Kaleci Forması
Kaleci Formaları-2
İç Saha Formaları
Dış Saha Formaları

12 Nisan 2010 Pazartesi

Pembe! Gönlüm Sende...

Ah bee Caner'im bu memlekette pembe kazak giydiği için kulüp resmi sitesinden kendisine sallanan spor yazarı varken, güzelim Audi A5'i pembe karbonla kaplatmanın açıklaması nedir? Kaptanına bile şarkılı türkülü salladıkları şu zamanda senin içinde bir beste yapar bu tribünler. "Yok arabayı ben kullanmıyorum yengenizin çantasına uysun diye yaptık bir eşşeklik" diyorsan o başka.

24 Şubat 2010 Çarşamba

1-1 'imizi Seviyoruz

2010'un ilk derbisiydi. Beşiktaş kazanmak, Galatasaray da liderliğini korumak istiyordu. Galatasaray'da eksikler çok, Beşiktaş'ta tek eksik başkan Demirören'di. Karşılaşmada verilmeyen bir penaltı, çizgiyi geçip geçmediği belli olmayan bir pozisyon, kaleciye faul yapılarak atılmış bir gol vardı ama maçtan sonra basında ve her iki kulüpte de ortalık süt liman görünüyordu. Sanırım bu ülkede üzerine konuşulan tek derbi Fenerbahçe-Galatasaray derbisi. Pazar gecesi olanlar Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde olmuş olsaydı hala bunlar yazılıp çiziliyor olurdu. Oysa bugün konuşulan pazar günkü derbi değil Fenerbahçe-Bursaspor maçı. Beşiktaş ve Galatasaray arasındaki ebedi dostluğun dozu, ezeli rekabeti fazlasıyla olumsuz etkilemiş görünüyor.

11 Şubat 2010 Perşembe

3'e 5'e Bakmayacaksın

Dünkü maçtan birkaç saat önce Adnan Polat Divan kurulunda üyelere seslenirken “3 kulvarda mücadele ediyoruz 5 kupayı da istiyoruz.” açıklamasını yapıyordu. Lig ve Türkiye Kupası şampiyonluğunun yanında ikinci UEFA kupasını da istiyordu başkan. Bununla da yetinmeyip hayalini iki Süper kupayla da süslüyordu. Büyük takımların büyük hedefler koyması kadar doğal bir şey olamaz hiç kuşkusuz. Ancak ligin ilk yarısının sonlarında başlayarak devam eden süreçte Galatasaray'daki kan kaybı koyulan hedefleri her zamankinden daha uzağa taşımış durumda. Baros ve Kewell'ın sakatlıklarından sonra takımdan gönderilen Nonda ile başlayan forvetsiz takım hüviyeti yeni transfer Jo'nun sakatlanmasıyla zirve yaptı. Dün akşam da Antalyaspor'u 3-2 yenmelerine rağmen ilk maçtaki 2-1 lik mağlubiyet nedeniyle Türkiye kupasına üst üste beşinci defa çeyrek finalde veda etmek zorunda kaldılar. Böylece üç kulvardan ve beş kupadan birer tanesi artık hedefte yok.
Bu matematiksel olarak olmayanı. Forvetsiz Galatasaray'ın Avrupa'da önce A. Madrid önünde, iyimser bir tahminle de bir sonraki turda işi mucizelere kalmış görünüyor. Bu satırları bana bu kadar kolay yazdıran ise dün akşamki bu fotoğraftır. Gol atma ümidini Mustafa Sarp'a ve maçın 85. dakikasında oyuna forvet olarak sokulan Servet'e bağlamış Galatasaray'dır. Böyle olunca da 3 kulvar 5 kupa söylemi çok havada kalıyor. Galatasaraylılara naçizane tavsiyen 3'e 5'e bakmadan lige konsantre olmaları. Yoksa pirince giderken evdeki bulgurdan da olmak şu an için hiç de uzak görünmüyor.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Galatasaray'ın Forvet Hattı

Efendim fotoğraf Galatasaray resmi sitesinden. Aslında az sonra yazacaklarımın net özetidir. 24 kişilik takım kadrosunda forvet kısmına 2 oyuncu yazabiliyorsanız ve bunlardan birini kural gereği Avrupa kupalarında diğerini de sakatlık nedeniyle hiçbir yerde oynatamıyorsanız yapılan transferlerin doğruluğunu tekrar tartışmak gerekir.Devre arası transferinin en hızlı ve flaş takımı hiç şüphesiz Galatasaray. Kadroya dahil edilen isimleri kariyer ve yetenek olarak tartışmanın pek bir manası yok. Ama gerçek şu ki Baros ve Kewell'ın sakatlığı, Nonda'nın gönderilmesinden sonra takımda ciddi anlamda bir forvet sıkıntısı baş gösterdi. Bugün kadroda olmayan Nonda'nın ve sakatlıkları daha bir kaç ay sürecek Baros ve Kewell'ın ligteki 37 golden 21'ine imza attığını unutmayalım. Bu gol ayakları şimdi yoklar ve yerlerine alınan Dos Santos ve Jo'nun son iki sezondaki oynadıkları maç sayısı ve attıkları goller gösterecekleri performans konusunda soru işaretleri uyandırmakta. Sezon başından beri Galatasaray için söylenen şey Türkiye'nin en iyi hücum hattına sahip olduğu ve yediğinden bir fazlasını atabilecek oyun sistemi ile mücadele ettiğiydi. Takımın en iyi işleyen yeri yani hücüm hattı hem sakatlıklar, hem gönderilen hem de yerine alınan yeni oyuncularla sil baştan bir hal almış oldu. İşleyen sistem tasfiye edildi ve yerine gösterecekleri performans merak konusu olan oyuncular getirildi. Dos Santos son iki sezonda toplam 23 maç yapmış bir oyuncu. Kariyerinde bir sezonda 4 golden fazla atmışlığı yok . Kaldı ki bu takıma forvet oyuncusu olarak da alınmadı. Jo'nun Rusya ligindeki performansı ona Premier ligin kapılarını açmıştı ama son iki sezonda oynadığı 33 maçta sadece 10 gol atıp vasat bir performans gösterdiği için bugün Galatasaray'da. Her iki oyuncunun ligin ikinci yarısında takıma uyum sorunu yaşama, Türkiye'ye alışamama, hatta gol kaçırma lüksleri bile yok gibi görünüyor. Kiralama yoluna gidilerek alınmış olmaları zaten kısa vadeli başarılar için düşünüldüklerinin göstergesi. Takım şampiyon olamazsa tribünlerden ilk tepki görecek isimler de bu oyuncular olacaktır. Tam tersi bir durumda yani Fenerbahçe'deki Nobre gibi bir durum olursa da Galatasaray'ın şampiyonluğunda büyük katkıları olacaktır. Ama bu durum satın alma opsiyonu elinde olan Galatasaray yönetimini de büyük maliyetlerle karşı karşıya bırakacaktır. Bazılarınızın Galatasaray'da gol atabilecek isimler sadece Jo ve Santos değil ki dediğini duyar gibiyim. Haklısınız. Kadroda Keita, Elona, Arda ve Caner gibi isimler de var. Ancak bunların ilk yarıda takıma yaptıkları katkılarda ortada. Arda'nın asist ve golleri dışında Caner'in son iki haftadaki performansı dışında dişe dokunur bir katkı göremedi Galatasaray taraftarı Elona ve Keita'dan. Uzun lafın kısası, ara transferde takıma katılan 3 isim de taraftarı ve rakip takımları heyecanlandıracak özellikte. Ancak onlar için vazgeçilen isimlerin de en az gelen oyuncular kadar önemli olduğu bir gerçek. Bu üç yeni transfer Galatasaray'da kadro derinliği yaratmaktan çok, iyi işleyen bir sistemin yerine gelmiş “ya tutarsa” tadında transferlerdir. En basitinden takımınızda Dos Santos'u mu Kewell mı, Jo'yu mu Baros mu görmek istersiniz? Sorularına vereceğiniz cevaplar Galatasaray'daki son transferleri özetleyecektir. Bekleyip göreceğiz. Futbolseverler için yeni transferlerin göstereceği her iki performansta çok şaşırtıcı olmayacaktır.