Şükrü Saracoğlu Stadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şükrü Saracoğlu Stadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2010 Pazartesi

Buradan İzlemek 417,65 TL, Fenerbahçe Sevgisi Paha Biçilemez


Şükrü Saracoğlu'nda 2010-2011 sezonunun kombine kartlarının satışı devam ediyor. Takım önce Şampiyonlar Ligi'ne daha sonrada UEFA Avrupa Ligi'ne erken veda edince kombinelere ilgi geçen sezonlara göre daha düşük kaldı. Gerçi şu an ulaşılan rakamlar Guti'li Q7'li Beşiktaş'ın sattığı kombineden fazla.
Türkiye'nin tartışmasın en konforlu, en güzel stadlarından biri Şükrü Saracoğlu Stadı. Fenerbahçe gibi kadrosunda bir sürü milli ve yabancı yıldızı barındıran bir kulübe hizmet ediyor. Resimlerdeki tribün Fenerim Alt D-Blok tribünü. Kombine kart fiyatı bu sene 7.100 TL. Parayı denkleştirip buradan bir kombine aldığımızı hayal edelim. (Henüz kale arkası dışında bir yerden maç izlememiş biri olarak) Bu sezon içeride oynanacak 15 Spor Toto Süper Ligi karşılaşması var. Türkiye Kupasında da gruplarda oynanacak dört maçın 2 si içeride. Toplamda 17 maç garanti. Ödediğiniz paraya böldüğünüzde maçın tanesi 417,65 TL'ye geliyor. Garanti 17 maç dediğime bakmayın iki tane öküzün sahaya atacağı pet şişe ile bu sayı çok kolay 14-15 lere düşerken, bir maça ödeyeceğiniz parada 507,14 TL'ye çıkabilir. Eski parayla yarım milyara bir maç izlemek. Vay anasını sayın seyirciler.
Tamam kabul ediyorum çok uç örnekler verdim. Bu stadta daha ucuz koltuklarda var. Sezon içerisinde seyircisiz oynama cezası almaya da biliriz. Türkiye Kupası'nı yine finalde kaybedip sahamızda ekstra 2 maç daha da yapabiliriz. Yine de bu kombine fiyatları ve evimizde oynayacağımız maç sayısının azlığı bu hesapları yaptırdı bana. Para zenginin çene benim değil mi?

22 Nisan 2010 Perşembe

12. Adam

"F.Bahçe’nin Şükrü Saracoğlu’ndaki derbilerdeki en büyük etkeni 12. adamı. Futbolcularımız orada yüksek strese giriyor. Hakemler de korkuyor, ödleri patlıyor. Fenerli oyuncular o statta dokunulmazlık mertebesine ulaşıyor! Fenerbahçe seyircisini gerçekten tebrik etmek gerekiyor. Hakemlere öyle güzel bir baskı kuruyorlar ki, dolayısıyla onlar da o baskı altında hata yapabiliyor. Fenerbahçe’nin derbilerdeki başarısının en önemli etkeni, stadı dolduran 12. adamları. Oraya giden futbolcu ne derseniz deyin mutlaka etkileniyor. Taraftar alınan galibiyetlerin büyük bir bölümünde pay sahibi. Bizim oyuncularımız da orada yüksek strese giriyor. Bu negatif etken oluyor. Sonuçta onlar da insan. Hakemler Kadıköy’de korkuyorlar. Ödleri patlıyor. Fenerbahçeli futbolcular o statta dokunulmazlık mertebesine ulaşıyorlar! Çünkü hakemler Fenerbahçe aleyhine karar vermekten çekiniyorlar. Bizim talebimiz, hakemlerin sahaya çıkıp normal kuralları uygulaması. Ama o baskıda bunu yapamıyorlar. İlk maçımızı hatırlayın. Keita bizim en önemli oyuncumuz. Roberto Carlos 7 saniye süren bir faul yaptı. Hakem de hep izledi. Sonra da Keita sinirlenip yumruk attı ve kırmızı kartı gördü. O maçta büyük hayal kırıklığı yaşadık. Bir de ofsayttan gol yedik. Bünyamin Gezer’in orada ödü koptu. Oysa mesleki açıdan korkusu olmaması lazım. Ama öyle korktu ki... Zaten derbilerin anlamı çok başka. Bu maçlar sadece 3 puanlık değil, hatta 6 puanlık bile değil. Daha öte. Bir de psikolojik etkileri oluyor. Psikolojik erozyona uğruyorsunuz. Mustafa Denizli benim çok eski arkadaşım. Son F.Bahçe-Beşiktaş karşılaşmasından sonra “Hakemlik yürek işi” dedi. Hiç konuşmazdı, o da konuştu. Ben de o söze ilave ediyorum: Hakemlerin Kadıköy’de ödleri patlıyor."
Yukarıdaki açıklamalar Galatasaray Başkanı Adnan Polat'a ait. HaberTürk gazetesinden Halil Özer'in özel röportajından. İlk bakıldığında doğru bir tespitmiş gibi geliyor insana. Son 10 yılda Kadıköy'de oynanan tüm Galatasaray maçlarının kazanılması, rakibin bu maçlarda 1'den fazla gol bile atamaması tesbiti akla yatkın hale getiriyor. Bir de buna son 5 yılda Kadıköy'de Beşiktaş'a lig maçlarında hiç yenilmemek (3 galibiyet, 2 beraberlik) eklenince insan Adnan Polat'a hak vermeden edemiyor. Ama madalyonun bir de öbür yüzü var tabiki. Bu derbiler sadece Kadıköy'de oynanmıyor. Rakiplerin sahalarında yapılan karşılaşmalara bir bakalım. Adnan Polat ne kadar haklı görelim. Fenerbahçe'nin son 5 sezonda Ali Sami Yen'de oynadığı maçlar şöyle :
2009-2010 Galatasaray-Fenerbahçe 0-1
2008-2009 Galatasaray-Fenerbahçe 0-0
2007-2008 Galatasaray-Fenerbahçe 1-0
2006-2007 Galatasaray-Fenerbahçe 1-2
2005-2006 Galatasaray-Fenerbahçe 0-1
Rakip sahada, seyirci avantajı olmadan alınmış 3 galibiyet ve 1 beraberlik. Peki desibel hesaplarının yapıldığı İnönü stadında oynanan son 5 lig maçında durum nedir acaba?
2009-2010 Beşiktaş-Fenerbahçe 3-0
2008-2009 Beşiktaş-Fenerbahçe 1-2
2007-2008 Beşiktaş-Fenerbahçe 1-2
2006-2007 Beşiktaş-Fenerbahçe 0-1
2005-2006 Beşiktaş-Fenerbahçe 1-2
İnönü'de son 5 sezonda 4 galibiyet çıkararak Kadıköy'de oynadığı maçlardan daha iyi bir istatistik yakalamış Fenerbahçe. İstatistikleri bir 5 yıl daha geriye götürmek tablonun rengini değiştirmiyor. Anlayacağınız Fenerbahçe kendi sahasında gösterdiği performansın aynısını ezeli rakiplerinin sahasında da göstermiş son yıllarda. Böyle olunca da Adnan Polat'ın seyirci baskısı, stres, hakemleri etki altına almak vb. tezlerinin hepsi havada kalmış oluyor. Yok Fenerbahçe taraftarı aynı şeyi 1000 kişiyle Ali Sami Yen'de, İnönü'de de yapmayı başarıyor derseniz o zaman 12. adama bir teşekkür de ben gönderiyorum.
Uzun lafın kısası, bu kadar istatistiğin özeti; son yıllarda ezeli rakipleriyle yaptıkları ve kaybettikleri her maçtan sonra mağlubiyeti farklı şeylere bağlayan futbolcular, yöneticiler, taraftarlar ne zaman ki çözümü kendi içlerinde aramaya başlayacaklar makuz talihleri o gün değişmeye başlayacak.

11 Şubat 2010 Perşembe

Mikrofonlarımız Hollanda'da

Son zamanlarda Şükrü Saracoğlu'nun zemini hakkında bir sürü şey yazıldı çizildi. Kimisi 'yanından dere geçiyor o yüzden bu halde' dedi. Kimisi 'Sivas'ta kar var oranın zemini bile bu stattan iyi' dedi. İşi, Uefa'nın Avrupa Şampiyonası listesine almayış nedenine kadar getiren de oldu.Tüm bu olup bitenlerden sonra Fenerbahçe Spor Kulübünün stattan sorumlu yöneticisi Ömer Temelli bir basın toplantısıyla medya mensuplarını ve kamuoyunu bilgilendirdi. Toplantıda Ömer Temelli'nin verdiği bilgilerden bazıları hem ilginç hemde bir o kadar düşündürücü geldi bana. İşte o toplantıda söylenenler;
“Çimin üzerinde yazın 70-75 dereceye çıkan sıcaklıklar oluyor ve bu da çimi öldürüyor. Kışın da sahanın büyük bir bölümünde güneş olmuyor. Güneş almaması bu stada özgü bir şey değil. Kapasitesi 40-50 bin ve üzerindeki tüm statlarda bu sorun var. Bu problemi de aşmanın yolu, şu anda sahada gördüğünüz ve Hollanda'dan getirdiğimiz aletler. Bu aletler çimin kökünün uzamasını ve çimin sahada tutunmasını sağlıyor. Tabii bu bir zaman meselesi. Bu aletleri getirdik diye 1-2 haftada sorun çözülmüyor. Bu 1-2, belki de 3 aylık bir süreç. Ama bunun sonunda sahamız dört dörtlük hale gelecek. Şu anda uygulamakta olduğumuz sistemin, şu aletlerin maliyeti 400 bin Euro'dır. Sezon sonunda yapılacak sistem için de bunun üzerine aşağı yukarı 1 milyon Euro'luk bir yatırım olacak.Bu sistem Dünya Kupası'nda ve 42 ayrı statta kullanılmaktadır. Bunların içinde R.Madrid, Barcelona ve Bayern Münih de var. Bu sistemi hızlandırmak için 2 tane de ek getireceğiz. Bu sistem, uydu aracılığıyla Hollanda'dan takip ediliyor. Hollanda'daki merkezden sahanın durumuna göre, 'Aletleri şuraya çekin buraya çekin, şu gübreyi verin' diyorlar ve biz de bunları yapıyoruz. Tamamen Hollanda'ya bağlanmış durumdayız ve diğer 42 statta o merkezden yönetiliyor. İnşallah bundan sonra da bir sıkıntı olmayacak"
Stadın yanından geçen dere ile ilgili sorunun Kadıköy Belediye'si ile çözülmesi, mayıs ayından sonra stadın alttan ısıtmalı hale getirilecek olması, Migros ve Türk Telekom tribünlerine loca ilavesi ve Fenerium üst tribün için yürüyen merdiven projesi stad adına güzel gelişmeler hiç kuşkusuz. Ancak kafama takılan nokta yıllarca tarım ülkesi olmakla övünen ülkemin, çimin nasıl yetiştirileceği konusunda Hollanda'ya tam bağımlılık göstermesi. Temelli'nin dediği gibi “aletleri şuraya çekin, buraya çekin, şu gübreyi verin” talimatlarını Hollanda'dan alacak kadar çim yetiştirme konusunda aciz miyiz? Yoksa her konuda olduğu gibi "avrupalı daha iyisini yapar" önyargısına mı yeniliyoruz. Bu ülkede o stadı doldurabilecek kadar işsiz ziraat mühendisimizden biri de çıkıp “Bu işi Hollandalıya yaptırmanıza gerek yok. Biz de yapabiliriz” der mi acaba?